Endüstride Sürdürülebilirliğin Öncü Adımları

Interface Trendbook

Interface®️’in farklı alanlarda hangi trendlerin etkin olduğunu uzman görüşleriyle masaya yatırdığı özel yayını Trendbook’un ikinci sayısı "Krizler ve Umutlar"da biz de varız!

Endüstri dediğimizde ilk akla gelen üretim ve tüketim ilişkisidir. Üretim ve tüketim dengesi doğru ve etkili planlanmadığı takdirde karşımıza çeşitli sorunlar çıkıyor. Mevcut işleyişte bu dengenin çoktan bozulduğunu görebiliriz. Küresel Ayak İzi Ağı’nın (Global Footprint Network) insanlığın doğa üzerindeki yıllık talebinin, dünyanın bir yılda yerine koyabileceği kapasiteyi aştığı gün olan Küresel Limit Aşım Günü (World Overshoot Day), 2020 yılı için 22 Ağustos olarak saptandı. 22 Ağustos 2020 itibariyle 2021 yılının kaynaklarını tüketmeye başladık. Bunun diğer bir karşılığı ise 1,6 dünya varmışçasına tüketim yaptığımızdır. Artan bu tüketim talebi ise başta çevresel olmak üzere sosyal ve ekonomik sorunları beraberinde getirmektedir.

Ülkeler ve kurumlar yaşanan bu sorunların çözümünü yıllar önce düşünmeye başladı ve bunun bir çıktısı olarak sürdürülebilirlik kavramı hayatımıza girdi. Yaşanan bu sorunların 2030’a kadar çözülmesi amacıyla 2015 yılında ülkeler bir araya gelip Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları odağında taahhütlerde bulundular. Çözüm için 17 amaç ve 169 hedef belirlendi.

Endüstriler ise sürekli bir dönüşüm içinde gelişmeye devam etti. Üretimde teknoloji kullanımı artarken verimlilik de artmaya başladı. Endüstride yaşanan bu değişimler ve yapılan iyileştirmeler var olan sorunların çözümü için yeterli olmadı. Geleneksel iş modellerine devam etmek yerine, endüstriler yeni bir iş modeli tasarlamayı gündemine aldı.

Üret, kullan ve çöpe at yaklaşımı üzerine şekillenen doğrusal ekonomi yerine üret, kullan ve çöpe atmak yerine tekrar üretim sürecine dahil edilebilecek döngüsel iş modelleri yaygınlaşmaya başladı. Kurumların ölçeği büyüdükçe dönüşüm süreçleri daha fazla zaman alabiliyor. Fakat yeni döngüsel iş modeli üzerine şekillenen girişimlerin giderek artması bizlere umut veriyor. Büyük ölçekli kurumların bu girişimcilerle işbirliği yapmaları kendilerinin de ekonominin de dönüşmesini hızlandıracaktır. Yaptıkları çalışmalarla ülkemizde bize ilham veren girişimlerden bazılarını paylaşmak isteriz.

Meyve Kabukları ve Sebze Artıklarından Tasarıma: OTTAN

“Uzmanların tahminlerine göre, tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmediğimiz takdirde dünya üzerindeki bütün ormanlar 100 yıl içerisinde yok olabilir. Bunun yanı sıra her sene üretilen gıdanın ortalama 1.3 milyar ton ağırlığındaki üçte birlik kısmını israf ediyor ve şehirlerden 800 milyon tonluk bahçesel atık çıkarıyoruz. Neden doğal kaynakları tüketmek yerine bertaraf etmeye çalıştığımız ‘atıklardan’ fayda sağlamıyoruz?” diye soruyor OTTAN. İş modelini de bunun üzerine şekillendiriyor.

Meyve kabukları, kullanım tarihi geçmiş tahılları, sebze artıkları; yerel firmalardan, üreticilerden, belediyelerden ve seralardan aldığı dökülen yapraklar gibi yeşil atıkları topluyor. Çeşitli gıda ve bahçe atıklarını topluyor, temizliyor, kurutuyor ve öğütüyor. Ortaya çıkan doğal hammaddeyi, doğal reçinelerle birleştirerek, bu karışımı kalıplara döküyor ve minimal, çok kullanışlı ürünler ortaya çıkıyor. Yeşil atıkları kullanabilirken, ağaçları kesmeye hiç gerek yok.

Atık Halıdan Hammaddeye: Hagelson

Hagelson Plastik ve Geri Dönüşüm, 2016 Mart ayında TÜBİTAK desteği ile kurulmuş bir AR-GE firmasıdır. Genel olarak polimer malzemeler ve yeni geri dönüşüm sistemleri üzerine çalışıyor. Kendi geliştirdiği proje ve ürettiği yeni teknoloji sayesinde atık ve fire halıların geri dönüşümünden yeni plastik hammadde üretimi yapıyor. Bu sayede firmaların üretim esnasında oluşan dokunmuş fire halılarını, halı zemin kaplama işlerinde oluşan kenar firelerini veya proje aşamasında toplanan eski atık halıları bertaraf etme sorununu ortadan kaldırıyor. “Üretiminde dünyada 3. olduğumuz ve yılda yaklaşık 240 bin ton tükettiğimiz halı ve benzeri ürünlerin etkili ve faydalı yöntemler ile geri dönüştürme” misyonu ile çalışmalarına devam ediyor.

Zeytin Atıklarından Biyoplastiklere: Biolive

Biolive, petrol bazlı plastiklerden kaynaklanan problemlerin üstesinden gelmek ve biyoplastik pazarındaki eksiklikleri gidermek için zeytin atıklarından yapılan doğal biyoplastik granüller üreten bir biyoteknoloji şirketidir. Biyolojik olarak parçalanabilen, kanserojen ve toksik madde içermeyen Bio-Pura isimli hammaddesi ile firma, farklı sektörlere özel uygulamalar için çözümler sunuyor. Petrol türevli plastiklerin kullanıldığı birçok sektörde farklı içeriklerle hazırlanan Bio-Hype, Bio-Pype ve Bio-Lype ürünleri kullanılıyor. Firmalara farklılaştırılmış hammadde alternatifleri sunuyor.

Canlı Organizmalarla Deri Gibi Gözüken Tabakalar: Gozen Institute

Sürdürebilirlik konusunda araştırma tezini hazırlarken, çevreyi kirleten etkenlerin önemli bir kısmının hayvancılık endüstrisi kaynaklı olduğunu gören Gozen Institute, bu kadar olumsuz tablonun içinde alternatif olarak nasıl malzemeler üretebileceğini düşünerek işe başlıyor. Gozen Institute, canlı organizmalarla deri gibi gözüken tabakaların oluşmasını sağlıyor. Onlara doku, form ve renk vererek malzemeleri geliştiriyor. Amacı, biyo-fabrikasyon olarak adlandırdığı teknoloji ile canlı organizmaları kullanarak biyolojik olarak çözünebilen tekstiller üretebilmek. Aynı zamanda çevre dostu bu materyalleri fabrikaya gerek kalmadan da yetiştirebilmek. Günümüzde üretilen pek çok kıyafet plastik bazlı akrilik, naylon veya polyester kullanılarak fabrikalarda üretiliyor. Bu materyallerin çoğu kimyasal olup doğada çözünebilir değil diyerek yeni yaratılacak malzemelerin doğada yüzde yüz çözünebilir ve kimyasalsız tekstiller olması için çalışmalarına devam ediyor.

Verdiğimiz bu örneklerin sayısı artırılabilir. Hepsinin ortak noktası; kendi ilgi ve uzmanlık alanlarında bir sorunu tespit edip, çözümü için ne yapabiliriz sorusunu kendilerine sormaları. Sürdürülebilirlik Adımları Derneği olarak; sadece sorunları dile getirmenin çözüme bir katkısı olduğunu düşünmüyoruz. Evet, sorunlar var ve dile getirilmeli, ancak yapıcı eleştiriler yapılmalı ve iyi uygulama örnekleri ön plana çıkarılmalıdır. Çünkü dönüşüm, bardağın dolu tarafını görenler tarafından gerçekleştiriliyor. Bunu başaran sürdürülebilirlik liderleri; sorunun farkında olan, “çözüm için ben ne yapabilirim” diye soran ve dönüşüm için kararlılıkla adımlar atan bireylerdir. Dönüşüm, atılan bireysel adımların çoğalmasıyla gerçekleşiyor. Daha iyi bir gelecek için, herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor. Hepimizin bu gidişte bir payı varsa, yine hep beraber mücadele etmeliyiz. Sürdürülebilirlik Adımları Derneği olarak bizler; bu dönüşümün sağlanması için tüm paydaşlarla birlikte adım atmaya hazırız. Dileyen herkes bize sosyal medya hesaplarımızdan ve info@surdurulebilirlikadimlari.org adresinden ulaşabilir.

Krizler ve Umutlar başlıklı Trendbook’a buradan ulaşabilirsiniz.

Çoklu paydaş yönetimi için düzenli ve sağlıklı bir iletişim şart

amaclar icin iletisim piril kadibesegil Allianz

Kurumsal sürdürülebilirlik, kurumsal büyümenin ve karlılığın önemli olduğunu kabul ederken, şirketin çevresel, ekonomik ve sosyal hedeflerini de takip etmesini gerektirir. Sürdürülebilirlik iletişimi, sürdürülebilirliği operasyonel ve stratejik faaliyetlerine entegre eden şirketler için bir iş stratejisidir. Şirketlerin müşterilerine, tüketicilerine ve diğer paydaşlarına sürdürülebilir bir yaklaşımla işlerini nasıl yaptıklarını anlatmasına olanak tanır. Paydaşlarıyla ilişkileri güçlü olan şirketlerin kurumsal iş hedeflerine ulaşmaları da bir o kadar kolay olacaktır. Sürdürülebilirlik iletişimi ve kurumsal sürdürülebilirlik hakkında görüşlerini merak ettiğimiz Allianz SE Sürdürülebilirlik Yöneticisi Pırıl Kadıbeşegil’e aşağıdaki sorularımızı yönelttik.

Sürdürülebilirlik çalışmalarının iletişimi şirketler için neden önemlidir?

İletişim ne yazık ki sürdürülebilirlik çalışmalarında ilk akla gelen stratejik adımlar arasında yer almıyor. Oysa iletişim şu an ‘sürdürülebilirlik’ alanının en ihtiyacı olan şey. ‘Sürdürülebilirlik’ sözcüğünün kendisinden başlayarak bu konuyu çevreleyen kavramlar ne yazık ki kolay anlaşılabilir değiller. Kendimizi, işimizi, amacımızı en çok anlatmamız gereken şu dönemde, iletişimi strateji gözlüğüyle ele alanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. İşimizin temelinde yatan çoklu paydaş yönetimini harekete geçirebilmek için düzenli ve sağlıklı bir iletişim şart. İyi bir hikaye anlatıcılığıyla en karmaşık kavramları en basit şekilde aktarabilir, paydaşlarınızın desteğini hep yanımızda hissedebilir ve dahası gönülleri fethedebilir, kitleleri harekete geçirebiliriz…

Kurumsal sürdürülebilirlik konusunda gelecek öngörünüz nedir?

Dünya bir yol ayrımında. 2020, sosyal dönüşümde önemli bir yıl oldu. Bir yandan pandemi, bir yandan kadın hareketi, ‘Black Lives Matter’ protestoları, iklim değişikliğinin gözle görülür etkileri… Tüm bu değişimler şirketler için de bir aydınlanma dönemi oldu. Her gün sayısı artan şirketler, sürdürülebilirliğin artık sadece ‘çöp üretimi’ ve ‘karbon ayak izinden’ öte ‘doğru işi yapmak’ olduğunu anladılar. Bundan birkaç yıl önce ‘kar odaklı’ şirketlerin asla yönetim kurulları gündeminde görülmeyecek konular, artık Yönetim Kurulu Üyesi seviyesinde temsil ediliyor; Sürdürülebilirlikten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı. Bugün sürdürülebilirliğin şirketin her adımında nasıl entegre edildiğini görüyoruz. Tüm bu önemli adımların sonucu olarak çok uzak olmayan bir gelecekte de artık ‘kar’ odaklı şirketlerin yerini ‘sosyal değer üreten’ şirketlere bırakacağını öngörüyorum.

Burada dile getirilen görüşler Sürdürülebilirlik Adımları Derneği‘ne aittir. Dolayısıyla hiçbir biçimde Hollanda Kraliyeti Başkonsolosluğu’nun resmi görüşleri olarak değerlendirilemez.

Haberi Okuyan Çözümü Görmeli

amaclar icin iletisim surdurulebilirlik adimlari ozgur gurbuz ekosfer

Günümüzün en önemli meselelerinden biri olan iklim krizinin toplumların gündemine taşınması ve yapılabilecekler konusunda farkındalığın arttırılması için medyanın gücüne ihtiyaç var. Bu noktada iklim haberciliği; iklim krizinin bilinilirliğinin ve çözümlerin görünürlüğünün sağlanmasına dair eşsiz bir konuma sahip.

İklim haberciliği; iklim değişikliği, nedenleri ve etkileri ile ilgili bilgi toplar, çevresel öngörüleri, iklim değişikliğini azaltmanın yollarını sunar. İklim krizinin günümüzdeki etkilerine ve gelecek senaryolarına da yer verir. Ancak çözümlerden bahsetmeyen iklim krizi haberlerinde, “10 yıl kaldı veya gelecek 20 yıl içinde” gibi okuyucunun dikkatini çekmeye yönelik kullanılan kalıplar iklim haberciliği üzerinde felaket haberciliği algısının oluşmasına yol açabilir. Peki, iklim krizi haberciliği nasıl yapılmalıdır? Gazeteci ve Ekosfer Derneği Kurucusu Özgür Gürbüz sorumuzu yanıtladı.

İklim krizini değil çözümü büyütelim

Gazeteciliğin özünde kamu yararı var. Haber yapmamızın en önemli nedeni, kamuyu yani halkı korumak. Çevre gazeteciliğinde bu kavramı biraz daha genişletip, kamunun yerine yaşamı koymalıyız. İklim haberlerine de bu bakış açısıyla yaklaşmak önemli. Bu sayede haberlerinizi, işin özünden uzaklaştıracak (kim daha suçlu gibi) kıyaslamalardan ve iklim inkarcılarından koruyabilirsiniz.

İklim 101

İklim krizi özelinde uzmanlaşmak önce temel bir çevre/ekoloji bilgisi gerektiriyor. Ardından da iklim, enerji ve uluslararası müzakerelerle ilgili kavramları öğrenmeliyiz. Seragazları, iklim değişikliğinin nedeni, etkileri ve başta enerji olmak üzere tüm sektörlerde sorun ve çözüm için önerilen temel fikirlerin bilinmesi sizi haber kaynaklarınızla konuşurken bir adım öne çıkarır. İklim inkarcılarına karşı koruma sağlar ve bir süre sonra karışık görünen kavramları basitleştirerek anlatmanıza yarar. Herkesin bildiğini düşündüğümüz terimleri daha net bir şekilde belirterek çözüme destek olmaya da başlarsınız. Fosil yakıtlar deyip geçmek yerine, parantez açıp (petrol, kömür ve doğalgaz) yazarsanız, okuyucunuz krizin sorumluları ve hayatı arasında daha rahat bir ilişki kuracaktır. Basit bir fark ama haberinizi daha faydalı hale getirir.

İklimle ilgili terimler karmaşık gelebilir. Aslında, bir alanda uzmanlaşmak isteyen her gazetecinin göze aldığı bir çalışmadan farklı değil. Hukuk ya da sağlık terimleri daha kolay mı sanıyorsunuz? İklim krizi gıdadan enerjiye, uluslararası ilişkilerden yaban hayata kadar farklı alanlara dokunduğu için ev ödevimizin biraz daha çok olduğunu kabul edelim ama korkmayalım.

Haberi okuyan çözümü görmeli

İklim kriziyle ilgili haberlerin, özellikle Türkiye’de, felaket senaryolarına odaklı olduğu, bu yüzden de okuyucu/izleyiciyi güçsüz hissettirdiğini düşünüyorum. Kendini felaketin büyüklüğü karşısında çaresiz hisseden okuyucu konudan uzaklaşıyor ya da görmezden gelmeye çalışıyor. İklim krizinin bir dizi felakete neden olacağını söylemek ve bunların boyutlarından bahsetmek elbette gerekebilir ama işi orada bırakmamalıyız. Haberlerde çözüme yer vermek, yerele ve insan öykülerine yaklaşmak çok önemli. Sorunu çözmeye nereden başlayacağını haberimiz göstermeli; en azından bu konuda fikri olanlara mikrofon uzatmalı.

Bugün karşımıza çıkan birçok haberin iklim kriziyle bağı var ama bazen doğru soruyu sormuyor bazen de o bağı görmüyoruz. Bu da önemli bir gazetecilik yeteneği olduğunu düşündüğüm, “haber görme”yi çok daha önemli kılıyor. Yeni açılan bir metro hattının uzunluğu yazarken aklımıza o hat sayesinde ne kadar seragazının atmosfere bırakılmadığı gelmiyor. Kömür santralına takılan filtreleri iyi haber diye anlatan yetkiliye, “peki ya iklimi değiştiren ve hiçbir filtreyle tutulamayan seragazlarını ne yapacaksınız” diye sormuyoruz. Haber eksik kalıyor hatta yanıltıcı bile olabiliyor. Bisikletiyle işine giden “çılgın bir sporcu”nun harika öyküsünü, destansı fotoğraflarla anlatırken onun aslında otomobiliyle işe giden birine kıyasla dünya için nasıl bir kahramanlık yaptığından bahsetmiyoruz. İklim kahramanı özendirmek, başkalarının onu örnek almasını sağlamak elimizde ama iklimle bisiklet arasındaki ilişkiyi biz görmezsek direksiyon başındakilerin de göremeyeceğini unutuyoruz.

İklim krizinin yaşamı nasıl etkilediğini, yaşayanların gözünden anlatmayı ve çözüm için atılan irili ufaklı her adımı hikayeleştirebilirsek çok önemli haberlere imza atacağımız kesin.

Burada dile getirilen görüşler Sürdürülebilirlik Adımları Derneği‘ne aittir. Dolayısıyla hiçbir biçimde Hollanda Kraliyeti Başkonsolosluğu’nun resmi görüşleri olarak değerlendirilemez.

Sürdürülebilirlik Adımları Derneği UN Global Compact’e üye oldu

Surdurulebilirlik Adimlari Dernegi UN Global Compact uye oldu

Sürdürülebilirlik çalışmalarının yaygınlaştırılması, etkinleştirilmesi ve geliştirilmesini sağlamak ve kurumlarda ve toplum hayatında gereken dönüşümün gerçekleşmesine katkıda bulunmak amacıyla kurulan Sürdürülebilirlik Adımları Derneği, Birleşmiş Milletler (UN) Global Compact’e üye oldu.

Dünyanın en büyük kurumsal sürdürülebilirlik inisiyatifi olan UN Global Compact, 160’tan fazla ülkede, 12.000’in üzerinde şirket ve 4.000’in üzerinde şirket dışı üyesiyle gezegenimiz, insanlar, topluluklar ve pazarlara fayda sağlayan sürdürülebilir ve kapsayıcı bir küresel ekonomi yaratmak için kurumların iş birliği yaparak harekete geçmelerini teşvik ediyor. Ortak idealler çerçevesinde çalışmalar yürüten kişi, kurum ve kuruluşlarla birlikte daha sürdürülebilir bir dünya inşa etme misyonumuz doğrultusunda 2021 yılında Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin bir parçası olduk.

“Daha İyi Bir Gelecek için, Herkes Elini Taşın Altına Koymalı”

surdurulebilirlik adimlari dernegi sade doga tamer emrah kurum

Salgının ilk gününden itibaren çok fazla konuşulmayan ve göz ardı edilen hak temelli çalışan STK’ların risk altında olduğunu düşünerek; STK’lar için Dijital Dönüşüm projesini hayata geçirdiklerini belirten Sürdürülebilirlik Adımları Derneği sözcüleri Doğa Tamer ve Emrah Kurum, “Dönüşüm, bardağın dolu tarafını görenler tarafından gerçekleştiriliyor” diyorlar.

Öncelikle pandemiden konuşmadan söze girmek olmaz. 2020 yılı boyunca herkesin planlarını altüst eden pandeminin, sizin çalışmalarınız ve sürdürülebilirlik açısından nasıl bir etkisi oldu?Dünya Sağlık Örgütü’nün koronavirüsü küresel bir salgın olarak açıkladığı 11 Mart 2020’nin hemen ardından çalışma düzenimizi değiştirdik ve uzaktan çalışma sistemine geçtik. İlk günlerde uyum sağlamakta zorlandık, ancak dernek olarak soruna odaklanmak yerine çözümü arayan bir bakış açısına sahip olduğumuz için hızlıca kısa ve orta vadeli planlar yapmaya başladık. Proje, etkinlik, eğitim ve atölyelerimizi hızlıca dijitale taşımak için gece-gündüz çalıştık. Eğitim ve atölye çalışmalarımız için onlarca prova yaptık, etkileşimi artırmak için çevrimiçi araçları aradık, bulduk. Salgına kadar sahada fiziksel olarak uyguladığımız çalışmalarımızın büyük bir kısmını dijitale adapte ettik. Yeni projeler tasarlayıp yürüttük.

Salgın, hepimizin çalışma ve yaşama biçimlerini değiştirdi. Bu dönemde üretim ve tüketim alışkanlıklarımızı sorgulamaya başladık. Eşitsizliklerin derinleşmesine, işgücü piyasasının olumsuz etkilenmesine, gelir kayıplarına ve sağlık hizmetlerinin üzerindeki yükün artmasına neden oldu. Bu, 21. yüzyılın ne ilk krizi ne de son krizi olacak. Ancak biliyoruz ki krizler, her zaman kişisel ve yapısal değişimleri de beraberinde getirir.

Salgınla birlikte Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam, Yoksulluğa Son, Nitelikli Eğitim, Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar ile Amaçlar için Ortaklıklar gibi bir Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının önemi çok daha ön plana çıktı. Bugün, bazı ülkeler şehirlerini yeniden tasarlamayı konuşuyor. Salgının şehir planlamasını kökünden değiştirebileceği, şehirlerin daha sürdürülebilir, kapsayıcı ve döngüsel hale gelebileceği öngörülüyor. Toplumların teknolojiyi daha etkin kullanmak üzere harekete geçtiği görülüyor. Şirketler, tedarik zinciri sürdürülebilirliğini ve sorumlu iş uygulamalarını yeniden gözden geçiriyor. Belki de en önemlisi, salgın herkese tek başına hareket etmesi durumunda başarılı olamayacağını gösterdi.

İkinci olarak, geçtiğimiz yıl hangi alanlarda çalışmalar yaptınız ve önümüzdeki yıl için neler planlıyorsunuz?

2018 yılından bu yana Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları özelinde iyi uygulama örneklerinin görünür olması ve paydaşlar arasında işbirliklerinin güçlenmesi için yürüttüğümüz Sorunlara Çözümler Buluşmalarımıza devam ettik. 2020’de UNDP Türkiye çözüm ortaklığı ve Zorlu Holding desteğiyle altı etkinlik gerçekleştirdik.

Nisan 2020’de derneğimizin Youtube kanalından Sürdürülebilirlik Gündemi adlı canlı yayınlara başladık. İki haftada bir yaptığımız yayınlarda özellikle bu dönemde sürdürülebilirlik alanında yaşanan gelişmeleri konuşmak, çözüm önerilerini sunmak ve iyi uygulamaları paylaşmak üzere birbirinden değerli uzmanları ağırlıyoruz. Bugüne kadar 19 yayın yaptık. Takip etmek isteyenler, http://bit.ly/surdurulebilirlikgundemi adresinden yayınlarımıza ulaşabilirler. Salgının ilk gününden itibaren çok fazla konuşulmayan ve göz ardı edilen hak temelli çalışan STK’ların risk altında olduğunu düşünerek; STK’lar için Dijital Dönüşüm projesini hayata geçirdik. Kısıtlamalar sebebiyle sahaya inemeyen, farkındalık ve savunu çalışmalarını kamuoyuyla paylaşamayan STK’larla kendi deneyimlerimizi paylaşmak istedik. Çevrimiçi toplantı, etkinlik ve topluluk yönetimi araçlarının kullanımı, canlı yayınlar, etkili sosyal medya yönetimi, kampanya oluşturma ve yönetme gibi konularda 40 STK temsilcisine eğitim verdik. Yaptıkları çalışmaları daha geniş kitlelere duyurabilmeleri için sekiz STK’nın tanıtım filmlerini hazırladık. Çözümler Atölyelerimizi lise öğretmenleri, üniversite öğrencileri, STK çalışan ve gönüllüleriyle gerçekleştirdik. Üniversiteden yeni mezun gençlerin toplumdaki ve iş hayatındaki yerlerini kuvvetlendirmek ve sürdürülebilirliğin yaygınlaştırılmasında öncü olmalarını sağlamak üzere Kariyer Etkisi projesini yürüttük.

Önümüzdeki yıl tüm bu çalışmalara devam ederken, yeni projeler de hazırladık. İletişim fakültesinde okuyan öğrenciler arasında bağımsız haberciliği teşvik etmek, sürdürülebilirlik odağında yaşanan sorunlara üretilen çözümleri görünür kılmak, doğru bilgiye erişebilmek için iletişim ağlarını kurmak için Amaçlar için İletişim projesini yürüteceğiz.

İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik bağlamında, sizce sivil toplumun çalışmalarındaki en büyük sorun nedir? Sivil toplum ve STK’lar bu sorunun değişimi için neler yapabilir? Genel olarak yurttaşlara ve kurumlara neler önerirsiniz?

Sürdürülebilirlik kavramı bize birtakım idealler sunuyor. Ekonomik ilerlemenin eşitçe paylaşıldığı, aşırı yoksulluğun giderildiği, politikalar yoluyla güvenin tesis edildiği, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlandığı, çevremizin insan kaynaklı bozulmalardan kurtulduğu bir dünya çağrısında bulunuyor. Birbiriyle bağlantılı sorunların çözümü için bizlere bütüncül bir yaklaşım sağlıyor.

Sivil toplum kuruluşlarının da çevresel ve toplumsal sorunlar karşısında farkındalık yaratma, değişimi tetikleme, evrensel değerleri, şeffaflığı ve hesap verebilirliği teşvik etme, yurttaşların haklarını savunma ve yurttaş katılımını sağlama, politika oluşturma ve toplumsal ihtiyaçları karşılamaya yönelik kapasite geliştirme çalışmaları yapmaları gerekiyor. Bugün de yarın da marjinalleştirilmiş grupların, tahrip edilen doğanın, hakların savunucuları olarak hareket edecek bireylere ve bağımsız kuruluşlara ihtiyaç duyulacak. Bu noktada işbirlikleri öne çıkmalı, sivil toplum kamu yararını güçlendirecek şekilde özel ve kamusal faaliyetleri birbirine bağlayan bir köprü olmalı.

Hepimiz eleştirdiğimiz sistemin birer parçasıyız. Betonarme evlerde yaşıyoruz. Fosil yakıtlardan enerjimizi sağlıyoruz. Adil olmayan üretimin çıktılarını tüketiyoruz. Kıyafetlerimizin hangi koşullarda kimler tarafından üretildiğine bakmıyoruz. Çok çeşitli elektronik eşyalar kullanıyoruz. Bireyler kurumların en küçük parçaları. Bu yüzden kurumları değiştirecek olanlar da yine bireyler. Bunu, farkındalıkları, düşünce biçimleri ve davranışlarıyla yapacaklar. İklimle uyumlu yerel ve ekolojik üretimin desteklenmesi için satın alma tercihlerimizi değiştirmemiz gerekiyor. Bireysel farkındalık ve harekete geçme bağımsız düşünüldüğünde küçük gibi görünebilir, ama bireyin bulunduğu kurumu harekete geçirme noktasında çok kıymetli.

Salgın da bize net bir şekilde gösterdi ki bugüne kadarki hayat tarzlarımızla küresel ısınma veya karbon emisyonu arasında yakın bir ilişki var. Kapitalizmin tipik işleyiş mantığında kârı maksimize etmek var. Küreselleşme ve teknoloji güç dengelerini değiştirdi. Sermaye sahipleri teknolojisiyle, servetleriyle, dünyaya yayılmalarıyla ağırlık kazanmaya başladı. Bugünkü konu, dengeyi bulma meselesi.

2019’un ortalarından itibaren ülkeler iklim acil durumu ilan ediyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı ile yeni dönemde kurumlar; ulaşım, enerji, tarım gibi konularda çok daha hızlı adım atacaklar. Çevresel sürdürülebilirlik, iş dünyasında da çok önemli bir yere oturdu. “Biz de elimizi taşın altına koyalım” sesleri yükselmeye başladı. İş dünyasının dönüşmesi yasal zorunluluklara bağlı olduğu kadar tüketici davranışlarıyla da ilişkili. Artık tüm kurumlar, ortak eyleme katılmalı. Salgının ekonomik büyüme, kamu borcu, istihdam ve insan refahı üzerinde çok ciddi uzun vadeli sonuçları olacak. Bu yüzden eğitimden çalışma koşullarına kadar toplumları ve ekonomileri yenilemeliyiz. Gençlerin eğitimine ayrılan kaynağın ciddi oranda artırılması gerekiyor. Artık kişi ve kurumları sadece eleştirmek yerine kendi ilgi ve uzmanlık alanlarımızda dönüşümün yaşanması için adımlar atmalıyız.

Son olarak kamuoyuna yönelik mesajınızı veya çağrınızı almak isteriz…

Sadece sorunları dile getirmenin çözüme bir katkısı olduğunu düşünmüyoruz. Evet, sorunlar var ve dile getirilmeli, ancak yapıcı eleştiriler yapılmalı ve iyi uygulama örnekleri ön plana çıkarılmalıdır. Dönüşüm, bardağın dolu tarafını görenler tarafından gerçekleştiriliyor. Bunu başaran sürdürülebilirlik liderleri; sorunun farkında olan, “çözüm için ben ne yapabilirim” diye soran ve dönüşüm için kararlılıkla adımlar atan bireylerdir. Dönüşüm, atılan bireysel adımların çoğalmasıyla gerçekleşiyor. Daha iyi bir gelecek için, herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor. Hepimizin bu gidişte bir payı varsa, yine hep beraber mücadele etmeliyiz. Sürdürülebilirlik Adımları Derneği olarak bizler; bu mücadelede tüm paydaşlarla birlikte adım atmaya hazırız. Dileyen herkes bize sosyal medya hesaplarımızdan ve info@surdurulebilirlikadimlari.org adresinden ulaşabilir.

Bu yazı EKOIQ Dergisi’nin Ocak 2021 sayısında yer almıştır.

Gerçek iletişim, öğretmek kadar öğrenmektir

Amaclar icin Iletisim Baris Dogru Ekoiq Dergisi

İnsanların fikir oluşturmasına, desteklemesine yardımcı olan medya, toplumu yönlendiren bir güç olarak da karşımıza çıkıyor. Davranış biçimlerimizi etkiliyor. Kurumların geleneksel rol ve işleyişlerini değiştiriyor. Doğru ve çözüm odaklı bilgiyi sağlamak, insanları etkileme potansiyeline sahip medya biçimlerini tasarlamak ve sunmak toplumdaki değişimleri teşvik etmede önemli bir rol oynuyor.

İletişimin gücü ile uygarlıklar kurabilir, yeni alanlar yaratabilir, var olan düzeni değiştirebilir, toplumsal sorunların çözümünü sağlayabiliriz. 2012’de Rio’da gerçekleştirilen zirvede yoksulluk, eşitsizlikler, iklim krizi gibi sorunlar, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları başlığı altında toplandı ve 2030’a kadar bu sorunların çözümü hedeflendi. Çözümleri ne kadar görünür ve konuşur hale getirirsek, hükümetleri, kamu ve özel sektör kurumlarını da o kadar sorumlu olmaya teşvik edebilir, sorunların çözümlerine de o kadar yaklaşırız. Peki, bu çözümleri görünür hale getirmek için nasıl bir iletişim yapacağız?  Türkiye’nin ilk sürdürülebilirlik odaklı, yeşil iş ve yaşam dergisi EKOIQ Genel Yayın Yönetmeni Barış Doğru’ya iletişimcilerin etkili sürdürülebilirlik iletişimi için nelere dikkat etmeleri gerektiğini sorduk.

“Sürdürülebilirlik oldukça karmaşık bir teorik ve pratik geçmişe sahip”

Aslında bu sorunun yanıtı, düşünüldüğü kadar karmaşık değil. Gerçek bir iletişimcinin neye dikkat etmesi gerekiyorsa, onlara dikkat etmesi yeterli. Asıl sorun; gerçek bir iletişimcinin neye dikkat etmesi gerektiğine doğru düzgün, anlamlı, çağdaş ve gerçek bir yanıtımız olmamasında yatıyor bence.

Belki biraz karışık bir yanıt gibi gelebilir ama aslında öyle değil. Bu yanıtın kökeni, benim sürdürülebilirlik kavrayışımda yatıyor. O zaman biraz bunu açalım…

Sürdürülebilirlik oldukça karmaşık bir teorik ve pratik geçmişe sahip. Geçmiş diyorum ama geçen bir şey yok. Bu karmaşıklık, iyi bir şekilde analiz edilip çözümlenmediği için sadece geçmişin değil bugünün de sorunu.

İletim mi, iletişim mi?

Benim yanıtım ise sade ve basit: Uygarlığın ortaya attığı ama çözemediği devasa sorunlara bir yanıt arayışıdır sürdürülebilirlik. Dolayısıyla, insanlığın yapıp ettiklerinin, kendi arasındaki ve doğayla ilgili sorunların (ki bunlar da birbirini doğurur, doğuruyor) hepsine bir yanıt verme çabası ve dolayısıyla yeni bir uygarlık tanımlama ve oluşturma gayreti. 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı’na baktığınızda bunu daha iyi görebilirsiniz. Bu 17 amacın haricinde uygarlığın bir sorunu var mı? Yok, çünkü bu amaçlar dışarıda hiçbir şey bırakmayacak kadar kapsamlı.

Dolayısıyla; temelleri ve varsayımları çürük uygarlığın her bir parçasında ayrı bir sorun bulunuyor. İşte iletişim de bunlardan biri (ister bireysel, yurttaştan yurttaşa; ister kurumsal, kurumlardan bireylere veya kurumlardan kurumlara olsun). İnsanlığın geleneksel yapılardan sıyrılarak yeni bir modern uygarlık oluşturmasında önemli bir rol oynayan “İletişim”den bahsediyoruz. Adı iletişim olan ama aslında çoğu zaman “iletim” olarak gerçekleşen bu büyük insani eylemden. Aslında sadece dilbilgisel olarak baktığınızda bile, bu alanın isminin “iletim” değil, “iletişim” olması, karşılıklılık, etkileşim ve diyaloğun temel ve vazgeçilmez özellikler olduğunu göstermeye yeterli…

Ancak söz başka, iş başka. Bütün bir iletişim tarihi, bu anlamda bir monologlar tarihi olarak okunabilir. Hedef kitleyi can evinden vuracak, kandıracak, ikna edecek “gümüş kurşunlar” geliştirmenin bilimi olageldi iletişimin ana gövdesi. Eleştirel düşünce ve akımların sözlerinin en ufak bir iz bırakmaması için kendilerine çelikten bir zırh ören bu iletişim dünyasının propagandacıları, “spin doctor”ları, PR’cıları ve reklamcılarının elbirliğiyle geldiğimiz nokta ise, fiziksel alanda 1,5 derece ısınmayla boğuşan bir gezegen, insanlar arası ilişkide ise, “post-truth” (hakkikat sonrası) oldu ne yazık ki… Bu kadar yalan ve manipülasyondan geriye başka ne kalabilirdi ki!

Öznemiz insan!

Dolayısıyla baştaki soruya, yani “etkili sürdürülebilirlik iletişimi için iletişimciler nelere dikkat etmeli?” sorusundan “sürdürülebilirliği” atsak da çok bir şey değişmiyor. Hatta belki “etkili”yi de atabiliriz. Soru şöyle daha kolay anlaşılıyor: İletişim için nelere dikkat etmeliyiz?

Belki karşımızda özneler olduğunun farkına varmakla başlayabiliriz işe… İnsanların hap yutturulacak pasif nesneler olmadığını anlamakla. Dolayısıyla işimizin monolog değil, diyalog esaslı olduğunu kavramakla… Ve sonra yola her şeyi doğru bilmediğimizle; bizim doğrularımızın herkesin doğrusu olmak zorunda olmadığını kavrayarak devam edebiliriz belki.

Sonra insanların (buraya çalışanlar, tüketiciler, paydaşlar, sivil toplum, yurttaşlar artık neyi koyarsanız koyun) doğru araç ve kanallar yaratıldığında, tahminlerimizin üstünde bir bilgi ve deneyime sahip olabileceğini görebiliriz belki.

Dolayısıyla iletişimin, sürekli konuşan bir ağız olmadığını, çok dikkatli dinleyebilen, anlayabilen bir kulak da olması gerektiğini görebiliriz belki bu noktada. Gerçek bir iletişimin öğretmek kadar, öğrenmek olduğunu da görmemiz olasılık dahilinde bence…

Ve bütün bu yolculuğun sonunda, belki önümüzde yeni ufuklar açılabilir. Ve o yeni ufuklarda, çalışan veya müşteri bağlılığı, inovasyon, sürdürülebilirlik, verimlilik ve itibar üzerine belki bir başka düzeyde konuşmaya başlayabiliriz. Ve asıl iş o zaman, yani gerçekten iletişebildiğimizde başlayacak belki de…

Burada dile getirilen görüşler Sürdürülebilirlik Adımları Derneği‘ne aittir. Dolayısıyla hiçbir biçimde Hollanda Kraliyeti Başkonsolosluğu’nun resmi görüşleri olarak değerlendirilemez.

“Amaçlar için İletişim” başlıyor

amacilar icin iletisim surdurulebilirlik adimlari dernegi hollanda

Sürdürülebilirlik Adımları Derneği olarak, Hollanda Kraliyeti Başkonsolosluğu desteğiyle “Amaçlar için İletişim” projemizi hayata geçiriyoruz. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları odağında yaşanan sorunları doğru tespit etmek, sorunlara üretilen çözümleri görünür kılmak, doğru bilgiye erişebilmek için iletişim ağlarını kurmak, güncel gelişmeleri takip etmek için Amaçlar için İletişim projesi başlıyor.

Amaçlar için İletişim projesini; gazetecilik, radyo televizyon, sanat ve tasarım gibi iletişimle ilgili bölümlerdeki üniversite öğrencileri arasında bağımsız haberciliği teşvik etmek amacıyla tasarladık. Proje ile gençler; bilgi ekonomisine geçişte yaşanan değişiklikleri takip edebilecek, bu değişikliklere neden olan süreçleri görebilecek, alanında uzman kişilerin konuyla nasıl başa çıktıklarını görebilecek ve deneyimlerinden yararlanabileceklerdir.

Yaşanan sorunlara bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşabilmek için okudukları ve hazırladıkları haber içeriklerini Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile nasıl ilişkilendirebileceklerine dair ipuçlarını atölye çalışmalarıyla bulabileceklerdir.

Sürdürülebilir kalkınma odağında çalışan STK, bağımsız medya organları ile buluşan gençler, yine bu kurumlara gönüllü olarak yazılı ve görsel içerik üretebileceklerdir.

Programa dair detaylar ve başvurular çok yakında duyurulacaktır.

Sorunlara Çözümler Buluşması toplumsal cinsiyet eşitliğini konu aldı

Sorunlara Çözümler Buluşması

UNDP Türkiye çözüm ortaklığında ve Akıllı Hayat 2030 sürdürülebilirlik yaklaşımı kapsamında Zorlu Holding desteğiyle gerçekleştirdiğimiz Sorunlara Çözümler Buluşması’nı Amaç 5: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği başlığında çevrimiçi düzenledik.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Şengül Altan Arslan, Garanti BBVA Çeşitlilik ve Kültür Lideri Tuğçe Kayaalp Yeşilyurt, AÇEV Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Çalışmaları Yöneticisi Hilal Baykara ve Kızlar Sahada Kurucu Ortağı Kiraz Öcal’ın konuşmacı olarak katıldığı etkinliğin moderasyonunu UNFPA Toplumsal Cinsiyet Program Koordinatörü Meltem Ağduk yaptı. Fenerbahçe Opet Kadın Voleybol Takımı oyuncusu, UNDP Türkiye Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Savunucusu Bahar Toksoy Guidetti de etkinliğimizin açılışında yer aldı ve kız çocuklarına yönelik hayata geçirdiği projelerini katılımcılarla paylaştı.

Eşitliğin sağlanması, herkesin faydası

Tuğçe Kayaalp Yeşilyurt Garanti BBVA olarak yaptıkları çalışmaları anlattı ve şunları söyledi: “Kurum içerisinde toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmaları yapmaya başlandığımızda, öncelikli hedefimiz farkındalık oluşturmak oldu. Eşitliği sağlamanın kadın, erkek herkesin faydasına olacağı fikrini çalışanlarımızla paylaşmaya çalıştık.”

Belediye erkeklerin ağırlıklı olarak çalıştığı bir yer. Ancak İstanbul Büyükşehir Belediyesi, yaptığı çalışmalara toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifini ekliyor. Şiddetin belediye için öncelikli bir konu olduğunu belirten Şengül Altan Arslan, Kadın Dayanışma Birimini kurduklarını ve yerel eşitlik eylem planı hazırlıkları içinde olduklarını söyledi.

Futbolun sporlar içerisinde en çok cinsiyetlendirilmiş ve ayrımcılığın yaşandığı branş olduğunu söyleyen Kiraz Öcal, futbolun kadına yönelik bir spor olduğu düşünülmediği için hangi yaştan olursa olsun kadınlara futbolda şans verilmediğini ifade etti. Kızlar Sahada bu soruna uzun vadeli çözümler üretebilmek için kadın futbol kulüpleriyle iş birliği yapıyor.

Sorunun kadın olduğunun düşünülmesi, yönetim kurullarının sırf erkeklerden oluşması, erkek egemen kültür içerisinde kadının dahil olmasının zorluğu, kadının üzerindeki baskıların politikalarda ve uygulamalarda görünmediğini vurgulayan Hilal Baykara, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için her seferinde kadını onarmaya, eğitmeye çalışma fikrinin doğru olmadığını dile getirdi.

Çözümler Atölyesi ile sorunlardan ziyade çözümlere odaklanıyoruz

cozumler atolyesi surdurulebilir kalkınma amaclari

2016 yılından bu yana gerçekleştirdiğimiz Çözümler Atölyesi’ni çevrimiçi ortama aktardık ve Türkiye’nin farklı illerinden katılımcılarla gerçekleştirdik.

Çözümler Atölyesi ile katılımcıların ilgi ve uzmanlık alanlarına odaklanılarak var olan çevresel ve toplumsal sorunlara çözümler bulmaları amaçlanıyor. Katılımcıların çevrelerinde gördükleri sorunlara nasıl çözüm bulabileceklerini projeler üreterek deneyimlemeleri sağlanıyor. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına ulaşmak için kişi ve kurumları harekete geçirmeyi hedefleyen atölye çalışması ile katılımcılar 17 Küresel Amaç arasındaki bağlantıyı anlıyor, kendi ilgi ve uzmanlıkları doğrultusunda belirledikleri sorunlara etkisi yüksek çözümler üretiyor, ürettikleri çözümleri projelendirerek hayata geçirme fırsatı buluyorlar.
 
19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nda Öğrenme Tasarımları tarafından gerçekleştirilen Gameathon Genç programında Çözümler Atölyemizle yer aldık. Gençlerle çevrelerinde karşılaştıkları sorunlara çözümler ürettik, hareket adımlarını belirledik ve çözümleri Sürdürülebilirlik için Küresel Amaçlar ile ilişkilendirdik. 28 Mayıs’ta Çözümler Atölyemizi Muğla’daki öğretmenlerle gerçekleştirdik.
 
5 – 11 Haziran Çevre Koruma Haftası kapsamında Genç Kızılay Zeytinburnu Şubesi gönüllüleriyle çevresel sorunlara odaklanarak Çözümler Atölyesi yaptık.

Gençler için Kariyer Etkisi projesi başladı

Kariyer Etkisi

Sürdürülebilirlik Adımları Derneği, SEGM ile Kariyer Etkisi projesini hayata geçirdi.

Sürdürülebilirliği anlamak, etkin projeler tasarlayarak hayata geçirmek, liderlik becerilerini geliştirmek, network yaratma yöntemlerini öğrenmek, kişisel gelişim planları yapmak amacıyla başlatılan proje; üniversite öğrencisi ve yeni mezun gençlerin toplumdaki ve iş hayatındaki yerlerini kuvvetlendirmeyi amaçlıyor.
 
8 Haziran’da açılışını yaptığımız projeye katılan 20 genç; kişisel farkındalık, bireysel motivasyon, etkin iletişim, liderlik ve yönetim, yaratıcı düşünme ve problem çözme becerileri, zaman ve stres yönetimi ile sürdürülebilirlik konularında çevrimiçi eğitim aldılar. Son gün gerçekleştirdiğimiz Çözümler Atölyesi ile gençler Küresel Amaçlar’dan Amaç 5: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Amaç 10: Eşitsizliklerin Azaltılması ve Amaç 13: İklim Eylemi konularında sorunları tespit etti, çözüm önerilerini sundu ve hareket adımlarını belirlediler. Oluşturulan proje takımları; 20 Temmuz’a kadar projeleri üzerinde çalışıyor ve gençler bu süreçte birebir mentorlük desteği alıyorlar.