Sürdürülebilirlik Gündemi’nde iklim krizinden çıkışı ve adil dönüşümü konuştuk

Her yıl yüzlerce ülkenin katılımı ile gerçekleşen Taraflar Konferansı'nın (COP) bu yıl Glasgow'da 26.'sı gerçekleşti. Zirvede kömürden çıkış, ormansızlaşmanın engellenmesi, metan gazı emisyonlarının azaltılması gibi konularda yeni taahhütlerde bulunulsa da atılacak adımlar iklim krizinden çıkış için yetersiz bulundu. Avrupa İklim Eylem Ağı, Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz ile COP26 sonrası gündemi, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve adil dönüşümü, iklim krizinden çıkış için atılması gereken adımları konuştuk.

Özlem Katısöz’e göre, COP26 iklim krizinden kaynaklı zararların karşılanması için ayrı bir finansman aracının oluşturulması, daha iddialı iklim hedefleri koyulması, fosil yakıtlardan çıkışın gündeme alınması açısından başarılıydı. Ancak iklim anlaşmasında son dakika yapılan kelime revizyonları, iklim krizinde büyük payı olan ülkelerin elini taşın altına koymaması, COP26’nın kapsayıcılığı tartışma konusuydu. Katısöz: “COP26 ile kömürün bir geleceğinin kalmadığı, geride bırakılması gereken bir kaynak olduğu resmileşmiş oldu.”

İklim krizi ile uluslararası mücadelede Türkiye’nin konumunu da tartıştık. Özlem Katısöz’e göre, Avrupa Yeşil Mutabakatı Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olmasının arkasındaki güçlü motivasyonlardan biri. Katısöz: “Türkiye finansa erişim konusu nedeniyle Paris Anlaşması’na taraf olmuyordu. İklim krizi ile mücadelede belirleyici bir ülke olabilecekken geride kalan, reaksiyon gösteren ülke konumunda oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Paris Anlaşması’na taraf olacağımızı söylemesiyle, Türkiye için yeni bir dönem başladı. Daha önemli bir gelişme ise Türkiye’nin 2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefini açıklamasıydı.”

İklim Krizinden Çıkış

Avrupa İklim Eylem Ağı’nın çalışmalarını, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın iklim krizi ile mücadelede rolünü ve adil dönüşümü sohbetimizde ele aldık. Katısöz’e göre, iklim krizi ile mücadelede sektörel değişimler tasarlanırken kırılgan gruplar için adaletin sağlanması gerekiyor. Katısöz: “Adil dönüşüm, meşakkatli ama kritik de bir konu. Kırılgan grupların geride kalmaması, mağdur olmaması, hatta dönüşümün yarattığı fırsatlardan öncelikle kırılgan grupların faydalanması anlamına geliyor. Kimsenin geride kalmadığı bir dönüşümden bahsediyoruz.”

Adil dönüşümün sosyal politikalar, iş gücü ve meslek politikaları ile birlikte ele alınması gerektiğini söyleyen Katısöz sözlerine şöyle devam etti: “Küresel sıcaklığı ortalama 1,5 derece ile sınırlandırmak istiyorsak karbon yoğun sektörlerin ortadan kalkması lazım. Artık kömürden elektrik üretmememiz, petrolü ve doğalgazı bırakmamız lazım. Bu bazı sektörlerin ortadan kalkması anlamına geliyor. O sektörlere bağlı iş gücünün, yerel ekonominin tamamen değişmesi gerekiyor. O iş gücünün başka düşük karbonlu iklim nötr sektörlere dönüşmesine dayalı politika uygulama mekanizmalarının tasarlanması adil dönüşümün önemli parçalarından bir tanesi.”

Dönüşüme Hazır Olmak

Katısöz: “Bu gezegen bizimle ya da biz olmadan var olacak. Barınmaya, gıdaya, temiz havaya, suya erişmek istiyorsak iklim krizinin varlığını tanımalıyız. Bunu reddetmemeliyiz ve dönüşüme hazır olmalıyız. Emisyona sebep olan sektörlerin dönüşümünden bahsediyoruz. Bu ancak üst ölçek politika kararlarıyla başarılabilir.”

Sürdürülebilirlik Gündemi’nde iklim krizinden çıkışı konuşuyoruz

Sürdürülebilirlik Gündemi'nin konuğu Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz olacak

Her yıl yüzlerce ülkenin katılımı ile gerçekleşen Taraflar Konferansı’nın (COP) bu yıl Glasgow’da 26.’sı gerçekleşti. Zirvede kömürden çıkış, ormansızlaşmanın engellenmesi, metan gazı emisyonlarının azaltılması gibi konularda yeni taahhütlerde bulunulsa da atılacak adımlar iklim krizinden çıkış için yetersiz bulundu.

Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz ile COP26 sonrası gündemi, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve adil dönüşümü, iklim krizinden çıkış için atılması gereken adımları konuşacağız.

Sürdürülebilirlik Gündemi, 16 Aralık 2021 Perşembe günü saat 16:00‘da Sürdürülebilirlik Adımları Derneği YouTube kanalında gerçekleşecek.

Herkesi etkinliğimize bekliyoruz… Görüşmek dileğiyle!

Amaçlar için İletişim projesinin kapanış etkinliğinde bir araya geldik

Sürdürülebilirlik Adımları Derneği olarak gençler arasında bağımsız haberciliği teşvik etmek ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na dair farkındalığı artırmak için hayata geçirdiğimiz Amaçlar için İletişim projemizin kapanışını yapmak üzere 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde özel bir gece düzenledik. Hollanda İstanbul Başkonsolosluğu’nun ev sahipliğinde gerçekleştirdiğimiz etkinliğe özel sektör temsilcileri, eğitim katılımcıları, gazeteciler ve akademisyenler katıldı.

Hollanda İstanbul Başkonsolosu Arjen Uijterlinde ve Yönetim Kurulu Üyemiz Doğa Tamer’in açılış konuşmaları ile etkinliğimize başladık. Derneğimizin çalışmalarını ve proje çıktılarımızı değerli katılımcılarımızla paylaştık. Aktivist gazeteci-yazar Meral Tamer’in moderatörlüğünde, gazeteci Şelale Kadak ve UNDP Türkiye İletişim Bölüm Başkanı Faik Uyanık’ın katılımılarıyla sürdürülebilirlik ve iletişim konulu panelimizi gerçekleştirdik. Küresel Amaçlar için iletişimin önemini ve yeni medyayı konuklarımız ile ele aldık. Sivil toplumda genç çalışan sayısını nasıl artırabileceğimizi ve gençleri gönüllülüğe teşvik etmek için yapılması gerekenleri tartıştık.

Yeni yıla da merhaba dediğimiz bu özel gecede 2022’ye dair gezegenimiz ve insanlık için gerçekleşmesini istediğimiz dileklerimizi paylaştık. Hollanda İstanbul Başkonsolosu Arjen Uiterlinde: “Genç neslin sesi daha çok duyulsun ve dinlenilsin!”

Amaçlar için İletişim Projesi Nedir?

Sürdürülebilirlik Adımları Derneği tarafından, Hollanda Kraliyeti Başkonsolosluğu desteği ile gençler arasında bağımsız haberciliği teşvik etmek ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na dair farkındalığı artırmak için hayata geçirilmiştir. Proje kapsamında eğitim ve gönüllülük programı yürütülmüştür. Toplamda 24 eğitim gerçekleştirilmiştir. Eğitim programına, Türkiye’nin yedi bölgesinden 91 genç katılmıştır. Gönüllülük programı kapsamında, 25 genç sivil toplum kuruluşları ve bağımsız medya organları ile eşleşmiştir. 3 ay boyunca kurumlara içerik üretimi, görsel ve video tasarımı, sosyal medya yönetimi desteğinde bulunmuşlardır. Eğitim programının ardından, eğitim içerikleri, sürdürülebilirlik ve iletişim ile ilgili öneriler el kitabında paylaşılmıştır. Eylül ve Kasım ayında Amaçlar için İletişim Sohbetleri gerçekleştirilmiştir. Sürdürülebilirlik ve iletişim ilişkisini alanında uzmanlarla ele alınan 10 canlı yayın yapılmıştır.

Amaçlar için İletişim Sohbetleri’ni buradan izleyebilirsiniz.

El kitabına ulaşmak için tıklayınız.

Sürdürülebilirlik Gündemi’nde yapay resifleri ve biyoçeşitliliği konuştuk

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali’nde (SYFF2021) Yönetim Kurulu Üyemiz Çağatay Ankaralı’nın yönetmenlerinden biri olduğu Barınak filminin ilk gösterimi gerçekleştirildi. Gösterimin ardından, Öğretim Üyesi Dr. Benal Gül ile yapay resifleri ve biyoçeşitliliği, Türkiye’deki yapay resif uygulamalarını ve su altı parklarının önemini konuştuk.

Yapay resifler, deniz canlılarına yaşam alanı oluşturmak için insan eliyle inşa edilen su altı yapılarıdır. Dünyada birçok amaç için kullanılabilmektedirler. Türkiye’deki yapay resiflerin kullanım alanlarını Öğretim Üyesi Dr. Benal Gül’den dinledik. “İlk hedeflerimizden biri, kıyılarımızda yaşam ortamlarının bozulmasını veya kaybolmasını telafi etmek ve ekosistemi desteklemek. Bunun yanı sıra, balıkçılık faaliyetlerinde olumsuz bir durum söz konusuysa, özellikle küçük ölçekli balıkçı dediğimiz olta balıkçısı, paragat balıkçısı için sürdürülebilir kaynak kullanılacak şekilde bir av sahası oluşturmak. Ülkemizdeki başka bir yapay resif kullanım amacı da turistik dalış faaliyetlerine yönelik dalış alanları oluşturmak.”

Yapay Resifler, Biyoçeşitlilik ve Su Altı Parkları

Yapay resiflerin biyolojik çeşitliliğin geliştirilmesine katkı sağlaması konusunda farklı görüşler var. Dr. Gül’e göre, yapay resif projeleri iyi düşünülür ve planlanırsa biyoçeşitliliğin geliştirilmesinde katkı sağlanabilir. “Yapay resifleri, daha önceden biyolojik çeşitliliğe sahip olan, yasa dışı trol faaliyetleri sonucu orada yaşayan deniz canlıların tüketildiği ya da ortamdan kaçtığı alanlara yerleştiriyoruz. Bizim orada artırmaya çalıştığımız biyoçeşitlilik, eskiden var olan, şu anda tamir etmeye çalıştığımız bir biyoçeşitllilik. İyi düşünülmüş, iyi planlanmış projeler ile bunu başarmak mümkün.” Başarılı bir proje için değerlendirme ve izleme çalışmalarının öneminin altını çizen Dr. Gül, habitata zarar vermeyen, çevredeki paydaşlarla çatışma yaratmayan, bilimsel olarak raporlanmış ve izlenmiş projeler gerçekleştirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Türkiye’deki yapay resif uygulamalarını, İstanbul Yapay Resif Projesi’ni ve su altı parklarını da yayınımızda ele aldık. Su altı parkı uygulaması konusunda, ülkemizin yüksek potansiyeli olduğuna inanan Dr. Gül: “Su altı heykelleri nispeten doğal ve insanlara suyun altına indiklerinde kültürel, sanatsal zevk de verebilecek materyaller. Ülkemizde bu tarz çalışmaların daha çok desteklenmesi, tercih edilmesi gerektiğine inanıyorum. Artık ülkemiz kıyılarında dalış turizmi amaçlı gemi batırılmaması gerektiğini düşünüyorum.”

Barınak Hakkında

İklim değişikliği, sadece kara hayatını değil, deniz sularının sıcaklıkları arttıkça doğal yaşamı da olumsuz etkiliyor. Denizlerdeki en önemli sorunlardan biri de yok olan resifler. Yosunlar, algler, yengeçler, sürüngenler, deniz kaplumbağaları gibi pek çok deniz canlısı resiflerde gelişen ve yaşayan canlılardır. Bazı insanlar sudaki yaşamın devam edebilmesi, sahil şeridinin erozyondan korunması, sudaki ekosistemin çeşitlenmesi için yapay resifler inşa etmektedirler. İklim değişikliğini konuşmadığımız yıllarda yapay resifler balık üretimini artırmak için kullanılırken, son yıllarda deniz kirliliğinin önlenmesi, su kalitesinin artırılması, ekosistemin yenilenmesi gibi koruma amaçlı yapılmaktadır.

Barınak filminin yönetmenleri Umut Sarıboğa ve Çağatay Ankaralı; yapay resifler su canlıları için bir barınak olabilir mi sorusunun yanıtını arıyorlar.

Sürdürülebilirlik Gündemi’nde yapay resifleri ve biyoçeşitliliği ele alıyoruz

Sürdürülebilirlik Gündemi'nin konuğu İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Benal Gül olacak.

Yönetim Kurulu üyemiz Çağatay Ankaralı’nın yönetmenlerinden biri olduğu Barınak filmini 1 Aralık Çarşamba günü Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali’nde gösterimde. Barınak filminin gösteriminin ardından, Öğretim Üyesi Dr. Benal Gül ile yapay resifleri ve biyoçeşitliliği konuşacağız.

Sürdürülebilirlik Gündemi, 1 Aralık 2021 Çarşamba günü saat 13.45‘te Sürdürülebilirlik Adımları Derneği YouTube kanalında olacak.

Festival kapsamında Barınak filmini izlemek için lütfen tıklayın.

Barınak Hakkında

İklim değişikliği, sadece kara hayatını değil, deniz sularının sıcaklıkları arttıkça doğal yaşamı da olumsuz etkiliyor. Denizlerdeki en önemli sorunlardan biri de yok olan resifler. Yosunlar, algler, yengeçler, sürüngenler, deniz kaplumbağaları gibi pek çok deniz canlısı resiflerde gelişen ve yaşayan canlılardır. Bazı insanlar sudaki yaşamın devam edebilmesi, sahil şeridinin erozyondan korunması, sudaki ekosistemin çeşitlenmesi için yapay resifler inşa etmektedirler. İklim değişikliğini konuşmadığımız yıllarda yapay resifler balık üretimini artırmak için kullanılırken, son yıllarda deniz kirliliğinin önlenmesi, su kalitesinin artırılması, ekosistemin yenilenmesi gibi koruma amaçlı yapılmaktadır.

Barınak filminin yönetmenleri Umut Sarıboğa ve Çağatay Ankaralı; yapay resifler su canlıları için bir barınak olabilir mi sorusunun yanıtını arıyorlar.

Sürdürülebilirlik Gündemi’nde İkinci Elin Sürdürülebilirliğe Katkısı Konuşuldu

Sürdürülebilirlik Gündemi'nde ikinci elin sürdürülebilirliğe katkısını sahibinden.com Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Nazım Erdoğan ile konuştuk

sahibinden.com çok yakın bir zamanda “İkinci Elin Sürdürülebilirliğe Katkısı” raporunu hazırladı ve e-ticarette ikinci el etkisinin sürdürülebilirliğe katkısını somut sayısal veriler üzerinden ortaya koydu. Nazım Erdoğan ile hazırladıkları rapordaki çarpıcı verileri, tüketim alışkanlıklarını değiştirmemizin önemini ve Türkiye’deki ikinci el alışveriş algısını konuştuk.

Nazım Erdoğan: “2020 yılında, bizim aracılığımızla gerçekleşen ürünlerin el değiştirmesi sayesinde, 1.9 milyon ton karbondioksite eşdeğer emisyonun engellendiğini gördük. Bu İstanbul-New York arasında 200 yolcu kapasiteli bir uçağın 200 bin uçuşuna denk geliyor.” Erdoğan iş modellerini, Türkiye’deki ikinci el alışveriş algısını değiştirmek için yaptıkları çalışmaları, gelecek planlarını da bizlerle paylaştı. Atılan hiçbir adımın ufak olmadığının altını çizen Erdoğan: “Bizim bir değişiklikten gezegene sağlayacağımız katkı okyanustaki bir damla bile olsa, biz elimizden gelen her şeyi yapmaya hazırız.”

İkinci Elin Sürdürülebilirliğe Katkısı Raporu

İkinci Elin Sürdürülebilirliğe Katkısı Raporu’nun ortaya koyduğu verilere göre 2020 yılında sahibinden.com üzerinden yapılan ikinci el alışveriş sayesinde:

  • İstanbul – New York arası gerçekleşen 200.000 bin uçuşun neden olacağı emisyon,
  • Yılda 13.776 km yol yapan yaklaşık 550.000 arabanın sebep olduğu emisyon,
  • 80 tane İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadyumu yapımında kullanılan çelik,
  • 5 milyar akıllı telefon üretiminde kullanılan alimunyum,
  • 32 milyon plastik sandalyeye denk gelen plastik miktarı kadar tasarruf sağlandı.

Amaçlar için İletişim – Faik Uyanık, UNDP Türkiye İletişim Koordinatörü

Sürdürülebilirlik Adımları Derneği olarak Hollanda Kraliyeti Başkonsolosluğu desteğiyle gerçekleştirdiğimiz proje kapsamında, Amaçlar için İletişim Sohbetleri kapanışını yapıyor.

Amaçlar için İletişim Sohbetleri’nin son konuğu UNDP Türkiye İletişim Koordinatörü Faik Uyanık olacak.

Amaçlar için İletişim Sohbetleri’nin onuncusu 24 Kasım Çarşamba günü, 16:30‘da gerçekleşecek. UNDP Türkiye İletişim Koordinatörü Faik Uyanık’ı ağırlayacağımız yayınımızda, sürdürülebilirlik iletişimini, iletişim kampanyalarını ve UNDP Türkiye’nin çalışmalarını konuşacağız.

24 Kasım Çarşamba, 16:30‘da herkesi Sürdürülebilirlik Adımları Derneği YouTube kanalına bekliyoruz.

Amaçlar için İletişim Sohbetleri Nedir?

Amaçlar için İletişim Sohbetleri, Hollanda Kraliyeti Başkonsolusluğu tarafından desteklenen Amaçlar için İletişim Projesi kapsamında gerçekleşiyor. İletişim ve sürdürülebilirlik alanında uzmanları ağırladığımız serimizde, medya ve iletişimin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşmamızdaki rolü, bağımsız medya ve sürdürülebilirlik iletişimi üzerine konuklarımızla sohbet ediyoruz. Dernek Genel Sekreterimiz Doğa Tamer’in moderatörlüğünde gerçekleşen yayınlarda, konuklarımızın kendi hikayelerini dinleme fırsatı buluyor, “gelecek adına neden umutlu olmalıyız?” sorusuna birlikte yanıt arıyoruz.

Endüstride Sürdürülebilirliğin Öncü Adımları

Interface Trendbook

Interface®️’in farklı alanlarda hangi trendlerin etkin olduğunu uzman görüşleriyle masaya yatırdığı özel yayını Trendbook’un ikinci sayısı "Krizler ve Umutlar"da biz de varız!

Endüstri dediğimizde ilk akla gelen üretim ve tüketim ilişkisidir. Üretim ve tüketim dengesi doğru ve etkili planlanmadığı takdirde karşımıza çeşitli sorunlar çıkıyor. Mevcut işleyişte bu dengenin çoktan bozulduğunu görebiliriz. Küresel Ayak İzi Ağı’nın (Global Footprint Network) insanlığın doğa üzerindeki yıllık talebinin, dünyanın bir yılda yerine koyabileceği kapasiteyi aştığı gün olan Küresel Limit Aşım Günü (World Overshoot Day), 2020 yılı için 22 Ağustos olarak saptandı. 22 Ağustos 2020 itibariyle 2021 yılının kaynaklarını tüketmeye başladık. Bunun diğer bir karşılığı ise 1,6 dünya varmışçasına tüketim yaptığımızdır. Artan bu tüketim talebi ise başta çevresel olmak üzere sosyal ve ekonomik sorunları beraberinde getirmektedir.

Ülkeler ve kurumlar yaşanan bu sorunların çözümünü yıllar önce düşünmeye başladı ve bunun bir çıktısı olarak sürdürülebilirlik kavramı hayatımıza girdi. Yaşanan bu sorunların 2030’a kadar çözülmesi amacıyla 2015 yılında ülkeler bir araya gelip Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları odağında taahhütlerde bulundular. Çözüm için 17 amaç ve 169 hedef belirlendi.

Endüstriler ise sürekli bir dönüşüm içinde gelişmeye devam etti. Üretimde teknoloji kullanımı artarken verimlilik de artmaya başladı. Endüstride yaşanan bu değişimler ve yapılan iyileştirmeler var olan sorunların çözümü için yeterli olmadı. Geleneksel iş modellerine devam etmek yerine, endüstriler yeni bir iş modeli tasarlamayı gündemine aldı.

Üret, kullan ve çöpe at yaklaşımı üzerine şekillenen doğrusal ekonomi yerine üret, kullan ve çöpe atmak yerine tekrar üretim sürecine dahil edilebilecek döngüsel iş modelleri yaygınlaşmaya başladı. Kurumların ölçeği büyüdükçe dönüşüm süreçleri daha fazla zaman alabiliyor. Fakat yeni döngüsel iş modeli üzerine şekillenen girişimlerin giderek artması bizlere umut veriyor. Büyük ölçekli kurumların bu girişimcilerle işbirliği yapmaları kendilerinin de ekonominin de dönüşmesini hızlandıracaktır. Yaptıkları çalışmalarla ülkemizde bize ilham veren girişimlerden bazılarını paylaşmak isteriz.

Meyve Kabukları ve Sebze Artıklarından Tasarıma: OTTAN

“Uzmanların tahminlerine göre, tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmediğimiz takdirde dünya üzerindeki bütün ormanlar 100 yıl içerisinde yok olabilir. Bunun yanı sıra her sene üretilen gıdanın ortalama 1.3 milyar ton ağırlığındaki üçte birlik kısmını israf ediyor ve şehirlerden 800 milyon tonluk bahçesel atık çıkarıyoruz. Neden doğal kaynakları tüketmek yerine bertaraf etmeye çalıştığımız ‘atıklardan’ fayda sağlamıyoruz?” diye soruyor OTTAN. İş modelini de bunun üzerine şekillendiriyor.

Meyve kabukları, kullanım tarihi geçmiş tahılları, sebze artıkları; yerel firmalardan, üreticilerden, belediyelerden ve seralardan aldığı dökülen yapraklar gibi yeşil atıkları topluyor. Çeşitli gıda ve bahçe atıklarını topluyor, temizliyor, kurutuyor ve öğütüyor. Ortaya çıkan doğal hammaddeyi, doğal reçinelerle birleştirerek, bu karışımı kalıplara döküyor ve minimal, çok kullanışlı ürünler ortaya çıkıyor. Yeşil atıkları kullanabilirken, ağaçları kesmeye hiç gerek yok.

Atık Halıdan Hammaddeye: Hagelson

Hagelson Plastik ve Geri Dönüşüm, 2016 Mart ayında TÜBİTAK desteği ile kurulmuş bir AR-GE firmasıdır. Genel olarak polimer malzemeler ve yeni geri dönüşüm sistemleri üzerine çalışıyor. Kendi geliştirdiği proje ve ürettiği yeni teknoloji sayesinde atık ve fire halıların geri dönüşümünden yeni plastik hammadde üretimi yapıyor. Bu sayede firmaların üretim esnasında oluşan dokunmuş fire halılarını, halı zemin kaplama işlerinde oluşan kenar firelerini veya proje aşamasında toplanan eski atık halıları bertaraf etme sorununu ortadan kaldırıyor. “Üretiminde dünyada 3. olduğumuz ve yılda yaklaşık 240 bin ton tükettiğimiz halı ve benzeri ürünlerin etkili ve faydalı yöntemler ile geri dönüştürme” misyonu ile çalışmalarına devam ediyor.

Zeytin Atıklarından Biyoplastiklere: Biolive

Biolive, petrol bazlı plastiklerden kaynaklanan problemlerin üstesinden gelmek ve biyoplastik pazarındaki eksiklikleri gidermek için zeytin atıklarından yapılan doğal biyoplastik granüller üreten bir biyoteknoloji şirketidir. Biyolojik olarak parçalanabilen, kanserojen ve toksik madde içermeyen Bio-Pura isimli hammaddesi ile firma, farklı sektörlere özel uygulamalar için çözümler sunuyor. Petrol türevli plastiklerin kullanıldığı birçok sektörde farklı içeriklerle hazırlanan Bio-Hype, Bio-Pype ve Bio-Lype ürünleri kullanılıyor. Firmalara farklılaştırılmış hammadde alternatifleri sunuyor.

Canlı Organizmalarla Deri Gibi Gözüken Tabakalar: Gozen Institute

Sürdürebilirlik konusunda araştırma tezini hazırlarken, çevreyi kirleten etkenlerin önemli bir kısmının hayvancılık endüstrisi kaynaklı olduğunu gören Gozen Institute, bu kadar olumsuz tablonun içinde alternatif olarak nasıl malzemeler üretebileceğini düşünerek işe başlıyor. Gozen Institute, canlı organizmalarla deri gibi gözüken tabakaların oluşmasını sağlıyor. Onlara doku, form ve renk vererek malzemeleri geliştiriyor. Amacı, biyo-fabrikasyon olarak adlandırdığı teknoloji ile canlı organizmaları kullanarak biyolojik olarak çözünebilen tekstiller üretebilmek. Aynı zamanda çevre dostu bu materyalleri fabrikaya gerek kalmadan da yetiştirebilmek. Günümüzde üretilen pek çok kıyafet plastik bazlı akrilik, naylon veya polyester kullanılarak fabrikalarda üretiliyor. Bu materyallerin çoğu kimyasal olup doğada çözünebilir değil diyerek yeni yaratılacak malzemelerin doğada yüzde yüz çözünebilir ve kimyasalsız tekstiller olması için çalışmalarına devam ediyor.

Verdiğimiz bu örneklerin sayısı artırılabilir. Hepsinin ortak noktası; kendi ilgi ve uzmanlık alanlarında bir sorunu tespit edip, çözümü için ne yapabiliriz sorusunu kendilerine sormaları. Sürdürülebilirlik Adımları Derneği olarak; sadece sorunları dile getirmenin çözüme bir katkısı olduğunu düşünmüyoruz. Evet, sorunlar var ve dile getirilmeli, ancak yapıcı eleştiriler yapılmalı ve iyi uygulama örnekleri ön plana çıkarılmalıdır. Çünkü dönüşüm, bardağın dolu tarafını görenler tarafından gerçekleştiriliyor. Bunu başaran sürdürülebilirlik liderleri; sorunun farkında olan, “çözüm için ben ne yapabilirim” diye soran ve dönüşüm için kararlılıkla adımlar atan bireylerdir. Dönüşüm, atılan bireysel adımların çoğalmasıyla gerçekleşiyor. Daha iyi bir gelecek için, herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor. Hepimizin bu gidişte bir payı varsa, yine hep beraber mücadele etmeliyiz. Sürdürülebilirlik Adımları Derneği olarak bizler; bu dönüşümün sağlanması için tüm paydaşlarla birlikte adım atmaya hazırız. Dileyen herkes bize sosyal medya hesaplarımızdan ve info@surdurulebilirlikadimlari.org adresinden ulaşabilir.

Krizler ve Umutlar başlıklı Trendbook’a buradan ulaşabilirsiniz.

Çoklu paydaş yönetimi için düzenli ve sağlıklı bir iletişim şart

amaclar icin iletisim piril kadibesegil Allianz

Kurumsal sürdürülebilirlik, kurumsal büyümenin ve karlılığın önemli olduğunu kabul ederken, şirketin çevresel, ekonomik ve sosyal hedeflerini de takip etmesini gerektirir. Sürdürülebilirlik iletişimi, sürdürülebilirliği operasyonel ve stratejik faaliyetlerine entegre eden şirketler için bir iş stratejisidir. Şirketlerin müşterilerine, tüketicilerine ve diğer paydaşlarına sürdürülebilir bir yaklaşımla işlerini nasıl yaptıklarını anlatmasına olanak tanır. Paydaşlarıyla ilişkileri güçlü olan şirketlerin kurumsal iş hedeflerine ulaşmaları da bir o kadar kolay olacaktır. Sürdürülebilirlik iletişimi ve kurumsal sürdürülebilirlik hakkında görüşlerini merak ettiğimiz Allianz SE Sürdürülebilirlik Yöneticisi Pırıl Kadıbeşegil’e aşağıdaki sorularımızı yönelttik.

Sürdürülebilirlik çalışmalarının iletişimi şirketler için neden önemlidir?

İletişim ne yazık ki sürdürülebilirlik çalışmalarında ilk akla gelen stratejik adımlar arasında yer almıyor. Oysa iletişim şu an ‘sürdürülebilirlik’ alanının en ihtiyacı olan şey. ‘Sürdürülebilirlik’ sözcüğünün kendisinden başlayarak bu konuyu çevreleyen kavramlar ne yazık ki kolay anlaşılabilir değiller. Kendimizi, işimizi, amacımızı en çok anlatmamız gereken şu dönemde, iletişimi strateji gözlüğüyle ele alanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. İşimizin temelinde yatan çoklu paydaş yönetimini harekete geçirebilmek için düzenli ve sağlıklı bir iletişim şart. İyi bir hikaye anlatıcılığıyla en karmaşık kavramları en basit şekilde aktarabilir, paydaşlarınızın desteğini hep yanımızda hissedebilir ve dahası gönülleri fethedebilir, kitleleri harekete geçirebiliriz…

Kurumsal sürdürülebilirlik konusunda gelecek öngörünüz nedir?

Dünya bir yol ayrımında. 2020, sosyal dönüşümde önemli bir yıl oldu. Bir yandan pandemi, bir yandan kadın hareketi, ‘Black Lives Matter’ protestoları, iklim değişikliğinin gözle görülür etkileri… Tüm bu değişimler şirketler için de bir aydınlanma dönemi oldu. Her gün sayısı artan şirketler, sürdürülebilirliğin artık sadece ‘çöp üretimi’ ve ‘karbon ayak izinden’ öte ‘doğru işi yapmak’ olduğunu anladılar. Bundan birkaç yıl önce ‘kar odaklı’ şirketlerin asla yönetim kurulları gündeminde görülmeyecek konular, artık Yönetim Kurulu Üyesi seviyesinde temsil ediliyor; Sürdürülebilirlikten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı. Bugün sürdürülebilirliğin şirketin her adımında nasıl entegre edildiğini görüyoruz. Tüm bu önemli adımların sonucu olarak çok uzak olmayan bir gelecekte de artık ‘kar’ odaklı şirketlerin yerini ‘sosyal değer üreten’ şirketlere bırakacağını öngörüyorum.

Burada dile getirilen görüşler Sürdürülebilirlik Adımları Derneği‘ne aittir. Dolayısıyla hiçbir biçimde Hollanda Kraliyeti Başkonsolosluğu’nun resmi görüşleri olarak değerlendirilemez.

Haberi Okuyan Çözümü Görmeli

amaclar icin iletisim surdurulebilirlik adimlari ozgur gurbuz ekosfer

Günümüzün en önemli meselelerinden biri olan iklim krizinin toplumların gündemine taşınması ve yapılabilecekler konusunda farkındalığın arttırılması için medyanın gücüne ihtiyaç var. Bu noktada iklim haberciliği; iklim krizinin bilinilirliğinin ve çözümlerin görünürlüğünün sağlanmasına dair eşsiz bir konuma sahip.

İklim haberciliği; iklim değişikliği, nedenleri ve etkileri ile ilgili bilgi toplar, çevresel öngörüleri, iklim değişikliğini azaltmanın yollarını sunar. İklim krizinin günümüzdeki etkilerine ve gelecek senaryolarına da yer verir. Ancak çözümlerden bahsetmeyen iklim krizi haberlerinde, “10 yıl kaldı veya gelecek 20 yıl içinde” gibi okuyucunun dikkatini çekmeye yönelik kullanılan kalıplar iklim haberciliği üzerinde felaket haberciliği algısının oluşmasına yol açabilir. Peki, iklim krizi haberciliği nasıl yapılmalıdır? Gazeteci ve Ekosfer Derneği Kurucusu Özgür Gürbüz sorumuzu yanıtladı.

İklim krizini değil çözümü büyütelim

Gazeteciliğin özünde kamu yararı var. Haber yapmamızın en önemli nedeni, kamuyu yani halkı korumak. Çevre gazeteciliğinde bu kavramı biraz daha genişletip, kamunun yerine yaşamı koymalıyız. İklim haberlerine de bu bakış açısıyla yaklaşmak önemli. Bu sayede haberlerinizi, işin özünden uzaklaştıracak (kim daha suçlu gibi) kıyaslamalardan ve iklim inkarcılarından koruyabilirsiniz.

İklim 101

İklim krizi özelinde uzmanlaşmak önce temel bir çevre/ekoloji bilgisi gerektiriyor. Ardından da iklim, enerji ve uluslararası müzakerelerle ilgili kavramları öğrenmeliyiz. Seragazları, iklim değişikliğinin nedeni, etkileri ve başta enerji olmak üzere tüm sektörlerde sorun ve çözüm için önerilen temel fikirlerin bilinmesi sizi haber kaynaklarınızla konuşurken bir adım öne çıkarır. İklim inkarcılarına karşı koruma sağlar ve bir süre sonra karışık görünen kavramları basitleştirerek anlatmanıza yarar. Herkesin bildiğini düşündüğümüz terimleri daha net bir şekilde belirterek çözüme destek olmaya da başlarsınız. Fosil yakıtlar deyip geçmek yerine, parantez açıp (petrol, kömür ve doğalgaz) yazarsanız, okuyucunuz krizin sorumluları ve hayatı arasında daha rahat bir ilişki kuracaktır. Basit bir fark ama haberinizi daha faydalı hale getirir.

İklimle ilgili terimler karmaşık gelebilir. Aslında, bir alanda uzmanlaşmak isteyen her gazetecinin göze aldığı bir çalışmadan farklı değil. Hukuk ya da sağlık terimleri daha kolay mı sanıyorsunuz? İklim krizi gıdadan enerjiye, uluslararası ilişkilerden yaban hayata kadar farklı alanlara dokunduğu için ev ödevimizin biraz daha çok olduğunu kabul edelim ama korkmayalım.

Haberi okuyan çözümü görmeli

İklim kriziyle ilgili haberlerin, özellikle Türkiye’de, felaket senaryolarına odaklı olduğu, bu yüzden de okuyucu/izleyiciyi güçsüz hissettirdiğini düşünüyorum. Kendini felaketin büyüklüğü karşısında çaresiz hisseden okuyucu konudan uzaklaşıyor ya da görmezden gelmeye çalışıyor. İklim krizinin bir dizi felakete neden olacağını söylemek ve bunların boyutlarından bahsetmek elbette gerekebilir ama işi orada bırakmamalıyız. Haberlerde çözüme yer vermek, yerele ve insan öykülerine yaklaşmak çok önemli. Sorunu çözmeye nereden başlayacağını haberimiz göstermeli; en azından bu konuda fikri olanlara mikrofon uzatmalı.

Bugün karşımıza çıkan birçok haberin iklim kriziyle bağı var ama bazen doğru soruyu sormuyor bazen de o bağı görmüyoruz. Bu da önemli bir gazetecilik yeteneği olduğunu düşündüğüm, “haber görme”yi çok daha önemli kılıyor. Yeni açılan bir metro hattının uzunluğu yazarken aklımıza o hat sayesinde ne kadar seragazının atmosfere bırakılmadığı gelmiyor. Kömür santralına takılan filtreleri iyi haber diye anlatan yetkiliye, “peki ya iklimi değiştiren ve hiçbir filtreyle tutulamayan seragazlarını ne yapacaksınız” diye sormuyoruz. Haber eksik kalıyor hatta yanıltıcı bile olabiliyor. Bisikletiyle işine giden “çılgın bir sporcu”nun harika öyküsünü, destansı fotoğraflarla anlatırken onun aslında otomobiliyle işe giden birine kıyasla dünya için nasıl bir kahramanlık yaptığından bahsetmiyoruz. İklim kahramanı özendirmek, başkalarının onu örnek almasını sağlamak elimizde ama iklimle bisiklet arasındaki ilişkiyi biz görmezsek direksiyon başındakilerin de göremeyeceğini unutuyoruz.

İklim krizinin yaşamı nasıl etkilediğini, yaşayanların gözünden anlatmayı ve çözüm için atılan irili ufaklı her adımı hikayeleştirebilirsek çok önemli haberlere imza atacağımız kesin.

Burada dile getirilen görüşler Sürdürülebilirlik Adımları Derneği‘ne aittir. Dolayısıyla hiçbir biçimde Hollanda Kraliyeti Başkonsolosluğu’nun resmi görüşleri olarak değerlendirilemez.