Gazete Oksijen’in sürdürülebilirlik sayfalarında Sürdürülebilirlik Adımları Derneği vardı

Gazete Oksijen'in sürdürülebilirlik sayfalarında Sürdürülebilirlik Adımları Derneği vardı. 8 Temmuz 2022 tarihinde yayınlanan röportajda, Gazeteci Yazar Elif Ergu Demiral'ın sorularına yanıt verdik. Keyifle gerçekleştirdiğimiz röportajı yazının devamında bulabilirsiniz.

SADE nasıl kuruldu?

Derneğin dinamosu Emrah Kurum. Yaşanan çevresel ve toplumsal sorunları dert edinen öğrencileri, sosyal girişimcileri, sivil toplumcuları bir araya getirdi. Hepimiz zincirin birer halkasını oluşturuyorduk. Sürdürülebilirlik Adımları Derneği’nin yol haritası 2015’te çizilmeye başlandı. Ülkeler arasındaki rekabeti körükleyen, başarılı sonuçları olan ilk küresel kalkınma gündemi, Binyıl Kalkınma Hedefleri, gündemimizi oluşturuyordu. 2016’da Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları yürürlüğe girdiğinde sürdürülebilirlik kavramının anlaşılması ve etkinleşmesi gerektiğine inandık. Farkındalık yaratmak ilk hedefimiz. İkincisi kurumların sürdürülebilirlik temelli çalışmalarını güçlendirmek ve çalışmaların etkisini artırmak. Bir diğeri de bireyleri ve kurumları harekete geçirmek. Bunları başarabilmek için de üç ana odak belirledik kendimize. İletişim, işbirliği ve çalışan katılımı üzerine çalışmalar yapıyoruz. Yapmaya çalıştığımız esas şey, zihniyet ve davranış değişikliğini yaratabilmek. Evet, bilinç gelişiyor, harekete geçen, geleceğine sahip çıkan, iyiyi besleyen insan sayısı artıyor. Bizler de sorunların çözümleri için bireyler ve kurumlarla birlikte adım atmak istiyoruz.

Türetim toplumu oluşturmakla ilgili düşünceleriniz? 

Küresel Ayak İzi Ağı her yıl dünya kaynaklarınıtüketme hızımızı gösteren bir rapor yayınlıyor ve Dünya Limit Aşım Günü’nü açıklıyor. Mevcut alışkanlıklarımızla 1,75 dünya varmışçasına tüketim yapıyoruz. Bu yıl Dünya Limit Aşım Günü’nün dünya ortalaması 28 Temmuz 2022. Yani 29 Temmuz itibariyle 2023 yılının kaynaklarını tüketmeye başlayacağız. 1,75 dünya varmışçasına tüketim yaptığımızda bu,çevresel sosyal ve ekonomik sorunları beraberinde getiriyor. İhtiyaçlarımızı karşılamak için satın alma yaparkenkendimize iki soru sormamız gerekiyor. Mevcut tüketim alışkanlıklarımızla devam edip sorunların derinleşerek artmasına sebep mi olmak istiyoruz? Yoksa ihtiyaçlarımızı karşılarken değermi üretmek istiyoruz? Türetim ekonomisi işte tam bu noktada karşımıza çıkıyor. Tüketici ve üretici arasında yer alan bu kavram bize yeni alternatifler sunuyor. Bu sayede ihtiyaçlarımızı karşılarken çevreye duyarlı, sosyal açıdan adil üretim yapanları destekleyebiliriz.

Gençlerin sürdürülebilirlik konusundaki öncülüğü neden önemli? Sizce gençlerin ev ödevleri neler? 

Gençler iklim kriziyle mücadelede öncü konumda. Başlattıkları küresel iklim hareketi milyonlarca insanı harekete geçirdi, iklim krizinin karar vericilerin gündemlerinde üst sıralarda yer almasını sağladı. İklimi değil, sistemi değiştir! taleplerini yüksek sesle söylemeye devam ediyorlar. SADE olarak gençlerin dönüştürücü gücüne inanıyor ve onlara güveniyoruz. Sürdürülebilirlik konusunu benimsemeleri ve hayatlarına dahil etmeleri için çalışıyoruz. Gençler hangi sektörde olurlarsa olsunlar, çalıştıkları kurumda değişimin öncüleri olmalılar. Gençlerin liderliğinde yaşanacak dönüşüm, daha çevreci, adil ve kapsayıcı bir yaklaşımı beraberinde getirecek. Gençlerin omuzlarına büyük bir sorumluluk yüklendiğinin farkındayız. Dönüşüm yolunda onlara destek olmak için hepimiz elimizi taşın altına koymalıyız. Burada bizlere daha çok ödev düşüyor.

Gençler özellikle de Z kuşağı söz edildiği kadar duyarlı mı? 

Z kuşağı çevresel ve sosyal konularla ilgili, toplumsal bilinci yüksek bir kuşak. İklim değişikliği ve sosyal adaletsizlikler karşısında ses çıkarıyor, yaşam biçimlerini değiştiriyorlar.Tüketici olarak dönüştürücü güçleri var. Doğaya, canlılara zarar vermeyen ürünler satın almak istiyorlar. Markaların taleplerine yanıt vermelerini sağlıyorlar.Z kuşağının yalnızca tüketici olarak değil, çalışacakları kurumlardan da bazı beklentileri var. Çalışacakları şirketin çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerinden sorumlu olmalarını, harekete geçmelerini istiyorlar. Taleplerini karar vericilere iletmekten çekinmiyor, dijital veya fiziksel olarak eylemler yapıyor, kampanyalar yürütüyorlar. Z kuşağının mobilize olma şekli kendisinden önceki kuşaklardan farklı. Sosyal medya kanallarından hızlı bir şekilde birlik oluyorlar. Çevresel ve sosyal problemler karşısında yüzlerce genci sokağa döküyor, etkili imza kampanyaları yürütüyorlar. 

Şirketler son dönemde sözleşmelere imza atıyor, sürdürülebilirlik raporları açıklıyor. Ancak pandemi ve sonrasında değişen ekonomik ortam şirketlerin yol haritalarını da değiştiriyor gibi. Dünya ekonomisinin lokomotifi olan dev şirketler ve ülkelerin bu konudaki stratejilerini nasıl buluyorsunuz? 

Kapitalizmin tipik işleyiş mantığı içerisinde kârı kısa zamanda realize etmek öncelikli. İş dünyası, bir zamanlar faaliyetleri sırasında doğaya verdiği zararı nasıl geri veririm diye düşünüyor ve kurumsal sosyal sorumluluk projeleri yapıyorlardı. Bu çalışmalar, sektörden ve şirket faaliyetlerinden uzaktı. Artık sürdürülebilir iş modellerine geçiş yaptılar. Sürdürülebilirliği, kurumsal yönetişim modellerinin içine aldılar. Müşterilerine, ilişkili olduğu diğer şirketlere, tedarikçilerine, bulundukları bölgeye, çalışanlarına, topluma hizmet etmeye ve gezegenin çıkarlarını gözetmeye yönelik bir sistem oturuyor. Şirketler yapacakları faaliyetten zarar ya da yarar göreceğini düşünerek hareket ediyorlar. Herkesin taleplerini hesaba katarak hareket eden şirketler, küreselleşen dünyada hem daha anlamlı bir iş yapıyor hem de yaptıkları uzun ömürlü olduğu için bundan herkes kazanıyor. Hükümetlerin de toplumları refaha kavuşturmak için eğitim, sağlık, ulaşım gibi pek çok temel hizmeti düzgün bir şekilde yerine getirmesi lazım. Hükümetler çıkardıkları mevzuatlar ve yaptıkları politikalarla zorunlulukları hızlandırıyorlar. Yerel yönetimlerin de büyük çabası ve etkisi var. Bölgesel sorunlara çözümler üretebilmek için sorundan etkilenen kişileri süreçlere dahil ediyorlar.

Büyümek, karlılık bir yana yeşil ekonomiyi destekleyecek sistemlerin yeni oluşuyor olması şirketleri nasıl etkiliyor?  

Şirketlerin iklim krizine karşı, ortak amaçlar etrafında harekete geçebilmeleri için en önemli sistemsel değişim Avrupa Yeşil Mutabakatı oldu. Buna göre; şirketlerin karbon salımını 2030’a kadar yüzde 50 azaltması, 2050’de karbon nötr olmaları gerekiyor. Çevresel açıdan duyarlı olmak, bunu destekleyen iş modelini tasarlamak şirketlerin odağına alması gereken konulardan biri.Özellikle geniş tedarik zincirine sahip olan şirketlerin, tedarikçilerinin de konuyu sahiplenmesini sağlaması gerekiyor. Yatırımıda hangi odak alanlarında, ne şekilde yaptığınız önemli hale geliyor, çünkü artık finans kuruluşları iklime negatif etki eden şirketlere fon vermiyor. Uluslararası sigorta şirketlerifosile dayalı yatırımları sigortalamayacağını duyurdu.Yeni dönemde şirketlerin yaptığı çalışmaların çevresel duyarlılığa sahip olması,bunu şeffaf bir şekilde paylaşması gerekiyor. 

 Sosyal girişimcilik ve sosyal etki girişimciliği dünyayı değiştirebilir mi? 

Toplumsal ve çevresel sorunların üstesinden gelebilmek için yenilikçi iş modelleri sunan sosyal girişimciler dünyayı değiştirme gücüne sahipler. Yaşadıkları veya etrafında gördüğü sorunlara sahip çıkmayı seçen, bu sorunları girişimleriyle çözmeyi amaç edinen sosyal girişimler dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getirirken; çok daha “kârlı” işler yapıyorlar.

2030’a giderken, güç dengeleri değişirken yeni yol haritaları neler olmalı? 

İklim değişikliğinin etkileri ile mücadelede iş dünyası çok kritik bir rol oynuyor. Şirketler değer zincirindeki tüm halkaların beklenti ve ihtiyaçlarına sürdürülebilirlik anlayışını benimseyerek yanıt vermeliler. İş yapış biçimlerinin hızlı ve köklü dönüşümüne ihtiyacımız var. Şirketler dönüşümü hızlandırmak için ilk olarak mevcut durumlarını değerlendirmeli, “neyi farklı yapmamız gerek?” sorusunu sormalılar. Tüm faaliyetlerinin çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerini bütüncül bir yaklaşımla ele almalılar. Geleceğe yönelik hedeflerini belirlemeli ve yaptıkları çalışmaları raporlamalılar. Operasyonel süreçlerini sürdürülebilirlik stratejisinin etrafında yapılandırmayı başaran ve bunu tüm paydaşlarını, çalışanlarını dahil ederek yapan şirketler hızlı yol alabilirler. Çalışan katılımı ve çalışanların şirket içi karar verme mekanizmalarında yer alabilmeleri, sürdürülebilirlik prensibinin şirket bünyesine entegre edilmesinde büyük önem taşıyor. İş dünyası,sosyal girişimler, kamu kurumları ve STK’ların işbirliği kurması, çözüm için birlikte hareket etmeleri şart.

Röportaj linki: https://gazeteoksijen.com/ekonomi/2022nin-29-temmuzunda-2023un-kaynaklarini-tuketmeye-baslayacagiz-157370

Sürdürülebilirlik Gündemi’nde Gaia Climate Kurucu Ortağı Gediz Kaya’yı ağırladık

İklim değişikliğinin sonuçlarının önüne geçebilmek için ülkelerin karbon emisyonlarını hızlıca azaltmaları gerekiyor. Bilime dayalı yöntemlere göre mutlak ve şeffaf hedefler belirlemek bu yolda sürdürülebilir adımlar atmamızı sağlıyor. Sürdürülebilirlik Gündemi'nin bu haftaki bölümünde, Gaia Climate Kurucu Ortağı Gediz Kaya ile iklim değişikliği ile uyum ve mücadele çerçevesinde bilime dayalı hedefler konusunu ele aldık.

İklim değişikliği iş dünyasının gündeminde en üst sıralarda yer almaya başladı. Gediz Kaya’ya göre: “Bundan sonra, atmosfere salımını gerçekleştirebileceğimiz sera gazlarının kısıtlı bir miktarı var. Büyük sanayi kuruluşlarının, fosil yakıtla enerji üretimi yapan tesislerin karbon bütçesine uyması gerekiyor. Bu da aslında bütün sanayinin elektrik, enerji üretiminin yeni bir düzen içinde, karbon bütçesinin kısıtları altında operasyonlarını düzenlemesi anlamına geliyor.”

Gediz Kaya’nın 2021 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) konusundaki görüşlerini de dinledik. Kaya: “COP26, Paris Anlaşması’nın nasıl uygulanacağı hakkında metodolojinin belirlenmesi açısından önemli. Belirlenen yöntemlerin en önemlisi karbona bir fiyat verilmesi oldu. Karbon emisyonu alınıp satılabilen bir emtia haline getirildi.”

Bilime Dayalı Hedefler İnisiyatifi

Şirketlerden 1,5 derece hedefi ile uyumlu, bilime dayalı hedefler belirlemeleri talep ediliyor. Gediz Kaya ile bilime dayalı hedeflerin ortaya çıkışını, bu konuda dünyada ve Türkiye’de yapılan çalışmaları konuştuk. Kaya: “Firmaların kurumsal sosyal sorumluluk çerçevesinde verdikleri hedefler var. Bu hedeflerin birbirleriyle karşılaştırılabilir olması, belirli standart metotlar üzerine kurulu olması çok önemli. Karbon bütçesine katkılarının objektif analizi yapılabilmeli. Standart hedef analizi yaratılması için metaya dayalı hedefler dediğimiz bir inisiyatifle ortaya çıkan bir hedef planlaması yaratıldı. Bilime Dayalı Hedefler İnisiyatifi (SBTi) standart yaklaşım ve metotlarla, şirketleri emisyon azaltım hedeflerinde karbon bütçesine katkı sağlayacak bilimsel bir analize yönlendirmeyi hedefliyor.”

Kaya bilime dayalı hedefler konusunda sözlerine şöyle devam etti: “Şu anda, yaklaşım ve metotların standardize edilmesi aşaması tamamlandı. Standardizasyon yöntemleriyle firmaların emisyon envanterlerini Kapsam 1, 2 ve 3 Emisyonları altında ortak metodoloji ve standartlarla raporlamaları sağlandı. Bundan sonraki aşama, azaltımın bu metodoloji ve standarda uydurulması ve bunun bilimsel temelli bir hedefe dayandırılarak bize verilmiş karbon bütçesine uyup uymadıklarının belirlenmesi.”

Tüm kurumsal şirketleri, işletmeleri bilime dayalı hedefler belirlemeye davet ediyoruz!

Sürdürülebilirlik Gündemi’nin konuğu Gaia Climate Kurucu Ortağı Gediz Kaya olacak

Sürdürülebilirlik Gündemi'nin konuğu Gaia Climate Kurucu Ortağı Gediz Kaya olacak

İklim değişikliğinin sonuçlarının önüne geçebilmek için ülkelerin karbon emisyonlarını hızlıca azaltmaları gerekiyor. Bilime dayalı yöntemlere göre mutlak ve şeffaf hedefler belirlemek bu yolda sürdürülebilir adımlar atmamızı sağlıyor. Sürdürülebilirlik Gündemi’nin bu haftaki bölümünde, Gaia Climate Kurucu Ortağı Gediz Kaya ile bilime dayalı hedefler konusunu ele alacağız. Bu konuda dünyada ve ülkemizde yapılan çalışmaları kendisinden dinleyeceğiz.

Sürdürülebilirlik Gündemi, 31 Mart 2022 Perşembe günü saat 16:00‘da Sürdürülebilirlik Adımları Derneği YouTube kanalında gerçekleşecek.

Sürdürülebilirlik Gündemi’nin konuğu Korn Ferry Onursal Başkanı Şerif Kaynar oldu

Dünya değişiyor, şirketler dönüşüyor. Şirketler, çalışmalarının ekonomik sonuçlarını, çevreye olan etkisini ve sosyal refaha katkısını birlikte ele alıyorlar. 31. Sürdürülebilirlik Gündemi’nin konuğu Korn Ferry Onursal Başkanı Şerif Kaynar ile iş dünyasında sürdürülebilirlik için yönetim kurullarının rolünü ele aldık. Pandemi, iklim krizi gibi çevresel ve sosyal krizler karşısında şirket kurullarının çalışmalarını, yöneticilerin rolünü ve iyi bir lider olmayı konuştuk.

Sürdürülebilirlik prensiplerinin şirketlerin bünyesine doğal bir şekilde entegre edilmesinde yönetim kurullarının çalışmaları büyük önem taşıyor. Şerif Kaynar: “2008’deki finansal çöküşün ardından yönetim kurulları algısında değişim yaşandı. Yönetim kurulları, şirketin daha iyi yönetilmesi için CEO’nun sağ kolu olan, düşünülmeyen konuları düşünen, dünyada neler olup bittiğini aktaran bir grup oldu. Yönetim kurullarının dünyada 5 sene sonra neler olabileceğini ve fırsatları görebilmesi gerekiyor. İnsanlara yatırım, eğitime yatırım, dijitalleşmeye yatırım çok önemli. Yönetim kurullarında bu konulara değer veren insanların olması şart.”

Yönetim kurullarında iki şey çok önemli. Masanın etrafında kimler oturuyor, masanın etrafında neler konuşuluyor?

Şerif Kaynar: “Yönetim kurullarında üç konu konuşuluyor. Bir tanesi, riskler. Risk konusu, iş geliştirme konusu kadar önemli bir konu oldu. Şirketinizin karşılaşabileceği riskleri iyi analiz edebilen insanların yönetim kurullarına yerleştirilmesi gerekiyor. İkinci olarak, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı iyi anlamak gerekiyor. Üçüncüsü de sürdürülebilirlik konusunun getireceği fırsatları görebilmek çok önemli. Yöneticilerin bu fırsatları görebilmeleri ve bu konuda kendilerini eğitmeleri lazım. Bu konunun ne kadar önemseneceğinin daha tam farkında değiller. Ekolojik açıdan, enerji ve su kullanımını azaltırken hangi teknolojiye yöneleceğiz ve nasıl bir şirket kurup bunu yapacağız sorularının sorulması gerekiyor. Sosyal açıdan, bugün yeni mezun biri artık sigara fabrikasında çalışmak istemiyor. Dünyaya iyilik yapan sosyal bir yerde çalışmak istiyor. Şirketler nasıl sosyal olacaklarını öğrenmeliler. Ticari açıdan, maliyetlerini azaltmak için daha iyi mal sunup daha ucuza üretmenin yollarını bulmalılar.”

Şerif Kaynar özel sektör çalışanlarının sivil toplum kuruluşları ile ilişki kurmasının da önemine vurgu yaptı. Kaynar: “Çalışanların ve liderlerin zamanının ve parasının bir bölümünü sivil topluma ayırması gerekiyor.”

Sürdürülebilirlik Gündemi’nin konuğu Korn Ferry Onursal Başkanı Şerif Kaynar olacak

Sürdürülebilirlik Gündemi'nin konuğu Korn Ferry Onursal Başkanı Şerif Kaynar olacak.

Sürdürülebilirlik prensiplerinin şirketlerin bünyesine doğal bir şekilde entegre edilebilmesinde yönetim kurullarının çalışmaları büyük önem taşıyor. Korn Ferry Onursal Başkanı Şerif Kaynar ile iş dünyasında sürdürülebilirlik için yönetim kurullarının rolünü ele alacağız. Pandemi, iklim krizi gibi çevresel ve sosyal krizler karşısında şirket kurullarının çalışmalarını, yöneticilerin rolünü ve iyi bir lider olmayı konuşacağız.Sürdürülebilirlik Gündemi, 24 Şubat 2022 Perşembe günü saat 16:00’da Sürdürülebilirlik Adımları Derneği YouTube kanalında gerçekleşecek. 

Herkesin yayına katılım ve katkılarını bekliyoruz!

Görüşmek dileğiyle…

30. Sürdürülebilirlik Gündemi’nin konuğu Local Makers Kurucu Ortağı Yağmur Çoban oldu

Özel günler tüketici davranışlarını büyük ölçüde etkiliyor. Markaların tüketimi desteklemesinin de etkisiyle adeta bir "özel günler ekonomisi" ortaya çıkıyor. Peki, günümüzde tüketim kültürüne hizmet etmeden hediyeleşmek mümkün mü? 10 Şubat Perşembe günü gerçekleşen yayında Local Makers Kurucusu Yağmur Çoban ile etki odaklı hediyeleri ve kuruluş hikayelerini konuştuk, ilham veren "maker"ların hikayelerini kendisinden dinledik.

Yağmur Çoban’a göre tüketim kültürüne hizmet etmeden hediyeleşmek mümkün. Çoban: “Tüketim kültürüne odaklı bir şekilde yaşamak zorunda değiliz. Fazla tüketmek istemiyor, fazla para harcamadan değerli hediyeler vermek istiyorsanız farklı bir şekilde hediyeleşmek mümkün.” Local Makers internet sitesinde sevdiklerine etki odaklı hediye vermek isteyenler için “Etik Hediye Seçme Rehberi” oluşturmuşlar. Local Makers’a göre sevdiklerimize bizi hatırlatacak, yaşamları boyunca yalnızca bir meta olarak değil bir anı, bir değer olarak da onlarla kalacak etik, çevreye duyarlı ve sorumlu bir hediye seçmek için aşağıdaki 6 soruyu sorabilir ve en az üç tanesine olumlu yanıt aldığımız hediyeyi seçebiliriz. 

  • Alacağım hediye çalışanlarını gözeten, emeklerinin karşılığının verildiği adil ve güvenli bir ortamda mı üretildi?
  • Tercih ettiğim hediyenin üreticisi yerel ve küçük bir işletme mi? 
  • Beğendiğim hediyenin üreticisi yerel topluluklara, kadın emeğine, zanaat ve el işçiliğine, dezavantajlı gruplara sosyal fayda sağlamayı amaçlıyor mu? 
  • Alacağım hediye bir ihtiyacı karşılıyor mu? İşlevsel, fonksiyonel ve zamansız mı?
  • Seçtiğim hediyenin materyali çevreye duyarlı hammaddelerden mi oluşuyor? 
  • Alacağım hediyenin paketlemesinde ekolojik malzemelerden seçilmiş, biyobozunur, geri dönüştürülmüş ya da yeniden kullanıma müsait ambalajlar tercih ediliyor mu?

Sürdürülebilirlik Gündemi’nin konuğu Local Makers Kurucusu Yağmur Çoban olacak

Sürdürülebilirlik Gündemi'nin konuğu Local Makers Kurucusu Yağmur Çoban olacak.

Özel günler tüketici davranışlarını büyük ölçüde etkiliyor. Markaların tüketimi desteklemesinin de etkisiyle adeta bir “özel günler ekonomisi” ortaya çıkıyor. Peki, günümüzde tüketim kültürüne hizmet etmeden hediyeleşmek mümkün mü? Local Makers Kurucusu Yağmur Çoban ile etki odaklı hediyeleri ve kuruluş hikayelerini konuşacak, ilham veren “maker”ların hikayelerini kendisinden dinleyeceğiz.

Sürdürülebilirlik Gündemi, 10 Şubat 2022 Perşembe günü saat 16:00’da Sürdürülebilirlik Adımları Derneği YouTube kanalında gerçekleşecek.

Herkesi etkinliğimize bekliyoruz… Görüşmek dileğiyle!

Sürdürülebilirlik Gündemi’nde iklim krizinden çıkışı ve adil dönüşümü konuştuk

Her yıl yüzlerce ülkenin katılımı ile gerçekleşen Taraflar Konferansı'nın (COP) bu yıl Glasgow'da 26.'sı gerçekleşti. Zirvede kömürden çıkış, ormansızlaşmanın engellenmesi, metan gazı emisyonlarının azaltılması gibi konularda yeni taahhütlerde bulunulsa da atılacak adımlar iklim krizinden çıkış için yetersiz bulundu. Avrupa İklim Eylem Ağı, Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz ile COP26 sonrası gündemi, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve adil dönüşümü, iklim krizinden çıkış için atılması gereken adımları konuştuk.

Özlem Katısöz’e göre, COP26 iklim krizinden kaynaklı zararların karşılanması için ayrı bir finansman aracının oluşturulması, daha iddialı iklim hedefleri koyulması, fosil yakıtlardan çıkışın gündeme alınması açısından başarılıydı. Ancak iklim anlaşmasında son dakika yapılan kelime revizyonları, iklim krizinde büyük payı olan ülkelerin elini taşın altına koymaması, COP26’nın kapsayıcılığı tartışma konusuydu. Katısöz: “COP26 ile kömürün bir geleceğinin kalmadığı, geride bırakılması gereken bir kaynak olduğu resmileşmiş oldu.”

İklim krizi ile uluslararası mücadelede Türkiye’nin konumunu da tartıştık. Özlem Katısöz’e göre, Avrupa Yeşil Mutabakatı Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olmasının arkasındaki güçlü motivasyonlardan biri. Katısöz: “Türkiye finansa erişim konusu nedeniyle Paris Anlaşması’na taraf olmuyordu. İklim krizi ile mücadelede belirleyici bir ülke olabilecekken geride kalan, reaksiyon gösteren ülke konumunda oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Paris Anlaşması’na taraf olacağımızı söylemesiyle, Türkiye için yeni bir dönem başladı. Daha önemli bir gelişme ise Türkiye’nin 2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefini açıklamasıydı.”

İklim Krizinden Çıkış

Avrupa İklim Eylem Ağı’nın çalışmalarını, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın iklim krizi ile mücadelede rolünü ve adil dönüşümü sohbetimizde ele aldık. Katısöz’e göre, iklim krizi ile mücadelede sektörel değişimler tasarlanırken kırılgan gruplar için adaletin sağlanması gerekiyor. Katısöz: “Adil dönüşüm, meşakkatli ama kritik de bir konu. Kırılgan grupların geride kalmaması, mağdur olmaması, hatta dönüşümün yarattığı fırsatlardan öncelikle kırılgan grupların faydalanması anlamına geliyor. Kimsenin geride kalmadığı bir dönüşümden bahsediyoruz.”

Adil dönüşümün sosyal politikalar, iş gücü ve meslek politikaları ile birlikte ele alınması gerektiğini söyleyen Katısöz sözlerine şöyle devam etti: “Küresel sıcaklığı ortalama 1,5 derece ile sınırlandırmak istiyorsak karbon yoğun sektörlerin ortadan kalkması lazım. Artık kömürden elektrik üretmememiz, petrolü ve doğalgazı bırakmamız lazım. Bu bazı sektörlerin ortadan kalkması anlamına geliyor. O sektörlere bağlı iş gücünün, yerel ekonominin tamamen değişmesi gerekiyor. O iş gücünün başka düşük karbonlu iklim nötr sektörlere dönüşmesine dayalı politika uygulama mekanizmalarının tasarlanması adil dönüşümün önemli parçalarından bir tanesi.”

Dönüşüme Hazır Olmak

Katısöz: “Bu gezegen bizimle ya da biz olmadan var olacak. Barınmaya, gıdaya, temiz havaya, suya erişmek istiyorsak iklim krizinin varlığını tanımalıyız. Bunu reddetmemeliyiz ve dönüşüme hazır olmalıyız. Emisyona sebep olan sektörlerin dönüşümünden bahsediyoruz. Bu ancak üst ölçek politika kararlarıyla başarılabilir.”

Sürdürülebilirlik Gündemi’nde iklim krizinden çıkışı konuşuyoruz

Sürdürülebilirlik Gündemi'nin konuğu Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz olacak

Her yıl yüzlerce ülkenin katılımı ile gerçekleşen Taraflar Konferansı’nın (COP) bu yıl Glasgow’da 26.’sı gerçekleşti. Zirvede kömürden çıkış, ormansızlaşmanın engellenmesi, metan gazı emisyonlarının azaltılması gibi konularda yeni taahhütlerde bulunulsa da atılacak adımlar iklim krizinden çıkış için yetersiz bulundu.

Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz ile COP26 sonrası gündemi, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve adil dönüşümü, iklim krizinden çıkış için atılması gereken adımları konuşacağız.

Sürdürülebilirlik Gündemi, 16 Aralık 2021 Perşembe günü saat 16:00‘da Sürdürülebilirlik Adımları Derneği YouTube kanalında gerçekleşecek.

Herkesi etkinliğimize bekliyoruz… Görüşmek dileğiyle!

Sürdürülebilirlik Gündemi’nde yapay resifleri ve biyoçeşitliliği konuştuk

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali’nde (SYFF2021) Yönetim Kurulu Üyemiz Çağatay Ankaralı’nın yönetmenlerinden biri olduğu Barınak filminin ilk gösterimi gerçekleştirildi. Gösterimin ardından, Öğretim Üyesi Dr. Benal Gül ile yapay resifleri ve biyoçeşitliliği, Türkiye’deki yapay resif uygulamalarını ve su altı parklarının önemini konuştuk.

Yapay resifler, deniz canlılarına yaşam alanı oluşturmak için insan eliyle inşa edilen su altı yapılarıdır. Dünyada birçok amaç için kullanılabilmektedirler. Türkiye’deki yapay resiflerin kullanım alanlarını Öğretim Üyesi Dr. Benal Gül’den dinledik. “İlk hedeflerimizden biri, kıyılarımızda yaşam ortamlarının bozulmasını veya kaybolmasını telafi etmek ve ekosistemi desteklemek. Bunun yanı sıra, balıkçılık faaliyetlerinde olumsuz bir durum söz konusuysa, özellikle küçük ölçekli balıkçı dediğimiz olta balıkçısı, paragat balıkçısı için sürdürülebilir kaynak kullanılacak şekilde bir av sahası oluşturmak. Ülkemizdeki başka bir yapay resif kullanım amacı da turistik dalış faaliyetlerine yönelik dalış alanları oluşturmak.”

Yapay Resifler, Biyoçeşitlilik ve Su Altı Parkları

Yapay resiflerin biyolojik çeşitliliğin geliştirilmesine katkı sağlaması konusunda farklı görüşler var. Dr. Gül’e göre, yapay resif projeleri iyi düşünülür ve planlanırsa biyoçeşitliliğin geliştirilmesinde katkı sağlanabilir. “Yapay resifleri, daha önceden biyolojik çeşitliliğe sahip olan, yasa dışı trol faaliyetleri sonucu orada yaşayan deniz canlıların tüketildiği ya da ortamdan kaçtığı alanlara yerleştiriyoruz. Bizim orada artırmaya çalıştığımız biyoçeşitlilik, eskiden var olan, şu anda tamir etmeye çalıştığımız bir biyoçeşitllilik. İyi düşünülmüş, iyi planlanmış projeler ile bunu başarmak mümkün.” Başarılı bir proje için değerlendirme ve izleme çalışmalarının öneminin altını çizen Dr. Gül, habitata zarar vermeyen, çevredeki paydaşlarla çatışma yaratmayan, bilimsel olarak raporlanmış ve izlenmiş projeler gerçekleştirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Türkiye’deki yapay resif uygulamalarını, İstanbul Yapay Resif Projesi’ni ve su altı parklarını da yayınımızda ele aldık. Su altı parkı uygulaması konusunda, ülkemizin yüksek potansiyeli olduğuna inanan Dr. Gül: “Su altı heykelleri nispeten doğal ve insanlara suyun altına indiklerinde kültürel, sanatsal zevk de verebilecek materyaller. Ülkemizde bu tarz çalışmaların daha çok desteklenmesi, tercih edilmesi gerektiğine inanıyorum. Artık ülkemiz kıyılarında dalış turizmi amaçlı gemi batırılmaması gerektiğini düşünüyorum.”

Barınak Hakkında

İklim değişikliği, sadece kara hayatını değil, deniz sularının sıcaklıkları arttıkça doğal yaşamı da olumsuz etkiliyor. Denizlerdeki en önemli sorunlardan biri de yok olan resifler. Yosunlar, algler, yengeçler, sürüngenler, deniz kaplumbağaları gibi pek çok deniz canlısı resiflerde gelişen ve yaşayan canlılardır. Bazı insanlar sudaki yaşamın devam edebilmesi, sahil şeridinin erozyondan korunması, sudaki ekosistemin çeşitlenmesi için yapay resifler inşa etmektedirler. İklim değişikliğini konuşmadığımız yıllarda yapay resifler balık üretimini artırmak için kullanılırken, son yıllarda deniz kirliliğinin önlenmesi, su kalitesinin artırılması, ekosistemin yenilenmesi gibi koruma amaçlı yapılmaktadır.

Barınak filminin yönetmenleri Umut Sarıboğa ve Çağatay Ankaralı; yapay resifler su canlıları için bir barınak olabilir mi sorusunun yanıtını arıyorlar.